Bazı kitapların bir zamanı vardır. Benim için bu muhteşem eserin doğru zamanı tam da bu anmış. Yıllar önce elimde eski bir baskısı vardı; küçük puntolu, sarı kâğıda basılmış bir kitaptı. O yaşımda ne kadar okumak istesem de bir türlü okuyamamıştım. İyi ki de okuyamamışım; şimdi, bu yaşımda sindirerek, anlayarak ve adeta yaşayarak okudum.
Sefiller, tam anlamıyla anlatılamayacak kadar güzel ve güçlü bir eser. Birçok konuya değiniyor ve her biri insanı derin bir düşünce kuyusuna bırakıyor. Suçtan, cezadan, hukukun eşitsizliğinden, sınıflar arası ayrımdan, savaştan, devrimden, yoksulluktan, vicdandan, adaletten ve adaletsizlikten bahsediyor. Okuyucuyu adeta o günlere götürüyor, yaşananları hissettiriyor.
Bir kürek mahkûmu olan Jean Valjean’ın on dokuz yıllık mahkûmiyeti sona erdikten sonra karşısına çıkan bir piskoposla birlikte hayatının değişim sürecinin başlaması, insana şu soruyu sorduruyor: İnsan gerçekten değişebilir mi? İyi ve kötü bu kadar keskin midir? Victor Hugo, bu eserinde iyi ve kötünün aslında sanıldığı kadar keskin çizgilerle ayrılmadığını gösteriyor.
Kitapta Jean Valjean’ın yanı sıra Javert, Thénardier, Fantine, Cosette ve Marius gibi karakterlerin de hayat hikâyelerine tanıklık ediyoruz.
Spoiler vermek istemediğim için kitap hakkında daha yüzeysel bahsettim.
Doğru zamanda okumanız dileğiyle…
"Yokluk, eksiklik,ayrılık,bunlara dayanma gücü çocukluğundan geliyordu, birdenbire sanki çok uzaklara bakıyormuş gibi yapmak çokluğundan kalmış bir şeydi onda."