Kitabı çok kısa bir sürede okudum.Çünkü, inanın çok yalın ve akıcı bir dil kullanılmış.
Olay akıp gidiyor ve sizde kapılıyorsunuz.
Bu kitap kimisi için gereksiz popüler kimisi için gerçekten ufuk açıcı görünüyor.
Benim fikrim bu kitap bize bildiklerimizden farklı bir şey anlatmıyor. Ama o bilmemiz ve yapmamız gereken şeyleri yapamayan bizler, bizim yerimize bunu gerçekleştiren santiago'yu okurken etkileniyoruz. Konu şu ki her insan kişisel menkıbesinin peşinden gitmeli. Peki ne bu kişisel menkıbe?
Aslında ben kitabı okurken bunun daha çok dünyayı, insanları, kendini ve evrenin ruhunu tanımakla ilgili olduğunu düşündüm.
Karakterimiz bir amaç uğruna (piramitlerin yakınındaki hazine için) çölleri aşıyor. Ama sonuç hazineye ulaşabilmekte değil, asıl sonuç o hazineye ulaşırken deneyimleyip yaşadıkları. Kitapta insanların dünyadan korktuğuna değiniyor.
Halbuki içinde yaşadığımız dünyayı tamamıyla deneyimlemezsek kişisel gelişimini tamamlayamamış, 'evden işe' rutinini yaşayan insanlara dönüşürüz.
Ne olursa olsun sen bu menkıbe yolculuğuna çıktıysan evrenin ruhu, yani tanrı seninle beraberdir.
Herşeyde bir işaret saklıdır ve bu işaretler sana yolunu gösterir. Eğer evreni, dünyayı anlamak istiyorsan sana bunu anlatan bir çok işaret halihazırda vardır sadece bunu görmeyi istemen gerekir.
Herşeyin tek bir elden çıktığı cümlesini defalarca okursunuz ve mektup diye bir kavramdan defalarca bahseder. Bu mektup denen şey kaderdir zannımca, kader tanrının elindedir. Evrenin ruhu tanrıya aittir ve herşeyin ötesinde bizde ona aitiz. Önemli olan bunu yaşarken unutmamak.
Aslında ufakcık şeyler bile ufkumuzu açabilir, bir kum tanesi bile üzerinde düşünülmeye değer, çünkü onu tanrı yaratmıştır.
Kitabın verdiği önemli mesajlardan biri olduğunu düşündüğüm kısım, yüreğimizi tanımakla ilgili