Franz Kafka’nın Dönüşüm’ünde, José Saramago’nun Körlük’ünde, Bir İdam Mahkumunun Son Günü’nde ve daha nice kitapta gördüğümüz; her gün aynı şeyleri yapan bir böcek, gözünü açmaya çalışan bir dolap beygiri olma hali, Tanrı inancı olan kişi için aslında şudur: "Bu dünyada gözümü açacak kadar mahkum, açtıktan sonra (bu dünyada olmasa da öteki tarafta) sonsuz mutluluğa ulaşacak kadar da özgürüm." durumudur.
Şayet Tanrı inancı yok ise durum şudur: Bir İdam Mahkumunun Son Günü kitabında mahkum, dışarıdaki insanların seslerini duyup o hayata bir daha dokunamayacağını düşünerek acı çeker. İdam anında ise şehir meydanı insanlarla doludur. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar... Herkes sanki bir panayıra, bir tiyatro oyununa gider gibi neşeyle, heyecanla bir insanın kafasının kesilmesini izlemeye gelir. Toplum öyle körleşmiştir, öyle vahşileşmiştir ki, bir insanın canının yasal olarak alınmasını bir eğlence unsuru olarak görürler. Ama en azından o hücredeki mahkum gibi, o son saatinde bile hayata, sanata ve insan olmanın onuruna tutunmayı seçebilirsin. Meydandaki o kör ve vahşi kalabalığa benzemediğin için kendine duyduğun saygı; senin o hücredeki en büyük özgürlüğündür, mücadeledir.
Belki bu toplum asla kurtulmayacak çünkü; dolap beygiri olmaktan mutlu olan, o düzene hiç itirazı olmayan ve göz bağının çözülmesinden korkanlar var. Anlayıp da gözünü bilerek kapatan; gerçeği görmüş, böcek olduğunu anlamış ama o gerçekle yaşamanın yükü ağır geldiği için konforlu alanlarına geri kaçanlar var. Bir de gözü açılan, gerçeği gören ve artık bir daha asla toplumun düzelmeyeceğini anlayan bizler varız. Kurtulmuyor diye biz de mi kör olacağız? Kendi benliğimizi kaybedip, yozlaşacak mıyız? Hayır. Toplum kurtulmayacak olsa da anlaşılması gereken şudur: Asla onurundan ve saygınlığından ödün verme! Bu