Ayşe Nur

Kınama etiği
Evet, kınanacak fecaati vicdanımızın tartısında tartarız. Sıraya sokmak için değil, -en azından sadece onun için değil, ders çıkarmak, kendimizi sorgulamak, uyanıklığımızı artırmak, bir şey yapmak için. Şu ortalıkta, terazilerini cazgır pazarcılar gibi savurup duranların kantarı bunu tartmaz. Onlar hasımlarına "neyi kınadın, neyi kınamadın" GBT'si çıkartmakla meşguller. Bir cinayeti, bir zulmü, hasmının kınama sabıkasına işleyeyim diye ganimet bilenler, hemencecik jeostratejik hesaplara, "algı yönetimi" tahlillerine girişenler, dualar-beddualar sözlüğünün zaten şişkin olan beddua sayfalarını daha da şişirirler sadece. Kınama mücadelelerinde çok defa eksiğini çektiğimiz, sahici teessürdür. Kaybımızı idrak etmek için, yalın ve salih üzüntü. Başa çıkmak, aşmak üzere, yas. Neremizden yaralandık, farkına varmak için, düşünmek. Bir şeyi değiştirmek için, öfke.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bizim kültürümüzde yok
'Arınma' kaygısına dönelim... Muhafazakârlık, kendi zihniyet haritasında yerine oturtamadığı gelenek unsurlarını veya massedemediği yeni gelenekleşmeleri, "yozlaşma", "yabancılaşma” ve tabii "Batılılaşma” ile açıklar. Bu reddiyenin onlarca yıllık geleneği var: "Yılbaşı kutlamak bizim kültürümüzde yoktur..." "1 Nisan kültürümüzde yoktur." (Geçtiğimiz 1 Nisan'da Bismil Haber, "1 Nisan'da yapılan şakaların batı kültürü tarafından bilinçli olarak içerimize sokulduğunu" haber verdi.) Yine geçtiğimiz Nisan'da, Bakırköy İlçe Millî Eğitim Müdürü'nün, çocukların bale gösterisinin iptalini velilere "Bale, kültürümüzde yok" diye açıkladığı haberini okumuştuk. 2011 başında Erzurum'da düzenlenen Üniversiteler Kış Oyunları'nda yurt odalarına konan prezervatiflerin Türkiyeli sporcuların odalarından toplanmasını, Üniversite Sporları Federasyonu Başkanı Kemal Tamer: "Bizim kültürümüzde böyle bir şey yok," karakuşîliğiyle açıklamıştı. (Prezervatif, "bir anlamda gayrimeşru ilişkinin teşviki demek"ti.) 2014 Nisan'ında Finike belediye başkanı, bir huzurevi tesisinin açılışında, "Huzurevi ve yaşlı bakım evi gibi hizmetlerin Türk toplumunun kültürüne uygun olmadığını" söylemişti. Çünkü? "Bizim kültürümüzde büyüklere saygı esas"tı. Yaşlılar, mahallelerinde, ailelerinde bakılmalıydı. Ya bakılamıyorsa, kalmadıysa öyle bir mahalle ve aile "kültürü"? Başka bir çare? "Kültürümüzde yok"sa, derdinize yanın. Bazen de, "kültürümüzde var"sa, derdinize yanarsınız. Bir yıl kadar önce, Berlin'de işlenen bir cinayet davasını hatırlatayım... Evlilik dışı hamile kaldığı çocuğu aldırması istenen genç kadının üvey babasının aktardığına göre; 'gereğinin yapılması için kendisinden yardım isteyen sanıkların babası, "Bizim kültürümüzde kızın öldürülmesi zorunlu" diye noktalamıştı konuşmayı. Sekiz aylık hamile
Yerli ve milli - yerli düşünce
Bu "yerli düşünce", Osmanlı geçmişinden ve İslâmın tarihsel siyasî öncülüğünden tevarüs edilen Türklük gururuyla donatılmış bir İslâmi milliyetçilik söyleminin çerçevesini çiziyor. "Türk" adını -en azından her seferinde- anmak gerekmeden, zımnen Türklük gururunu okşayan; milletle ümmetin dilsel kökenindeki eşanlamlılıktan istifade, "ümmet" demeden ümmet kimliğine selâm veren; o selâmlamadan da yine bir lider ülke' misyonu çıkartan bir söylem. BBP'nin özellikle kuruluş evresindeki meyline uygun. Esasen, Milli Görüşün millî'sinin bir mutasyonu olarak düşünmeli. Alelumum milliyetçi söylemleri hegemonize etmeye davranan bir mutasyon...
yerli ve milli
Yerlilik ve islamcılık 1970'lerde yerlilik, Milli Görüş havzası dışında, serpilen yeni İslâmcılık ortamında daha şevkle romantize edilen bir kavramdı. Nuri Pakdil'in Edebiyat dergisi, bunun bariz bir mecrasıdır. Pakdil, “yerli düşünceyi savunduklarını söylüyor, bunun içeriğini şöyle tanımlıyordu: "Yabancılaşmaya karşı olan, uygarlığımızdan beslenen, Türk ulusunun yürek sesini yani yürek atışını, kalp ölçme aygıtı gibi alan düşünce." Kaynağında, İslâm uygarlığı vardı bu düşüncenin. Bundan yedi sene önce yine İslâmcı bir yazar, Mustafa Şahin, yerliliği "mahçup İslâmcılık" diye tanımlarken, acaba bilhassa Pakdil ve Edebiyatı mı düşünüyordu: ""Yerli düşünce' (...) bizim buralarda galiba daha çok sakınmayı, korunmayı, savunmayı işaret ediyor. Bir de kastı İslâm olduğu halde ona işaretle yetinmeyi. Kavramın üstüne eğilince buna mahçup İslâmcılık denilebilir." 80'ler ve sonrasında, yeni ve radikal İslâmcılık muhitinde yerlilik mefhumu, İslâmın evrensel ve global iddiası zemininde, bütün mazlumlar adına konuşmaya kalkışan 'devrimci' bir söyleme yataklık etti. Çizgi romanlardaki, beyaz işgalcilere karşı direnen soylu-vahşi "yerliler" imgesini de çağrıştıran, bazen biraz bıçkın edalı, biraz sol havalı bir söylemdi bu. Mehmet Efe'nin 1990'ların başlarında birkaç sayı çıkardığı Yerliler dergisi mesela, o ruhu taşıyordu. Bugün de, bu çizgideki yerlilik radikalizmini sürdürenlere rastlanıyor. Misal: "Bu mahalle, yani yerli kültüre, bu toprağın değerlerine bağlı olan insanlar, taşralılığın getirdiği ezilmişliğin psikolojisi ile; iri giyimli, bol protein almış, çok iyi markalar giyinen ve insanlara üstten bakmanın ya da salon adamlığının ustalığını çok iyi talim etmiş abiler ve amcalar karşısında çok yetkin ve yetenekli insanlar olmalarına karşın eziliverdiler. Eziklikten
yerli ve milli
Kısa şecere İktidar mahfillerinin bir süredir çok sevdiğini söyledim ama yerli-ve-milli düsturu ve onun usaresi olarak yerlilik mefhumu, yeni değildir. Milliyetçi- muhafazakâr camiaların hep dilindeydi... En azından bir zamana kadar, sağa özgü de değildi. Kısa bir şecere çıkarmak gerekirse... 101 1940'ların Kemalist-milliyetçi söyleminde, yerlilik, otantiklik özleminin ifadesi olarak belirir; hümanist doktrine uygun olarak, evrensele tutunmanın farzıdır. Yine o aralar yerlilik, milliyetçi-muhafazakâr Anadoluculuğun sevdiği bir sıfattı. Onlar, yerliliği, gerek Türkçülüğün gerek Kemalizmin yapay buldukları milli kimlik anlayışlarına karşı, organik, 'kendinde' bir milli varlığın ifadesi niyetine vurguluyorlardı. Dini, o 'tabiiliğin' kurucu değeri olarak ayırt ederek... 1960'larda yerli-ve-milli veya müstakilen "yerli", dönemin anti-emperyalist havası içinde, solda da benimsenen bir şiâr oldu. Aybar, TİP'i "yüzde yüz yerli bir doktrin partisi" olarak takdim ediyordu. 102 Kastedilen, öz güçle yapıp eylemenin gurur ve şuuru idi. Ortanın Solu'nun ilk çıkışında da yerli-ve-milli sıfatıyla anlatıldığı olmuştur. 103 Sağda, Alparslan Türkeş'in 1965'te yayımlanan Dokuz Işık risalesi "Yüzde yüz yerli, yüzde yüz millî ilk doktrin" diye takdim edilmişti. 1960'ların sonlarından itibaren, Türkeş'ten çok Necmeddin Erbakan'da 'yerli' sıfatına rastlarız. Onun kullanımı daha ziyade iktisadîyat 'noktasındadır': "yüzde yüz yerli ilk motor fabrikası" namıyla maruf Pancar Motor kuruculuğundan, siyasî mücadelesini başlattığı Odalar Birliği'nde İstanbullu büyük sermayeye karşı Anadolulu yerli sanayici-tüccarın savunuculuğuna...