Ayşe Nur

Ayşe Nur

, bir kitap okudu
9/10
·56 syf.·
2025 7. kitabı
Fernando Pessoa
7.9/10 · 2.009 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İnsanın yapması gereken tek şey istemediğini göstermek. Tüm hayatından bahsediyoruz. Unutma; hayatını, özgürlüğünü, her şeyini istiyorlar. Buna karşı koymalısın.” “Karşı koymak! Nasıl karşı koyulabilir ki? Onlar herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri!” “Bu doğru değil! Dünya buna izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey her zaman kavramlardan daha güçlüdür, sadece kendine inanmalı, iradesini ortaya koymalıdır. İnsan olduğunu, insan kalmak istediğini aklından çıkarmamalıdır, işte o zaman beyin yıkamak için kullanılan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler; kan kokan –sıcak, canlı insan kanı kokan– boş laflar olarak kalır. Dürüst ol, vatanın hayatın kadar önemli mi? Soylu hükümdarlara bile kalmayan bir toprak parçasını resim yaptığın sağ elin kadar seviyor musun? Düşüncelerimizle, kanımızla oluşturduğumuz içimizdeki o görünmez adaletten başka bir adalet olduğuna inanıyor musun? Hayır, inanmadığını biliyorum, hayır! Bu yüzden gidersen kendine yalan söylemiş olacaksın…” “Gitmek istemiyorum ki…” “Bu yeterli değil! Artık hiç istemiyorsun. Gitmeni başkaları istiyor, bu duruma ses çıkarmaman suç. Tiksindiğin bir şeye teslim oluyor, hayatını feda ediyorsun. Hayatını neden inandığın bir şey uğruna feda etmiyorsun ki? Kanını kendi düşüncelerin için feda etmek; bu güzel! Ama sana yabancı şeyler için feda etmek neden? Ferdinand, şunu sakın aklından çıkarma, sen özgür olmayı yeterince istersen karşındakiler ancak kötü kalpli deliler olarak kalırlar! Ancak yeterince istemez ve ele geçirilirsen deli sen olursun. Bana hep derdin ki…” “Evet, dedim, hepsini dedim, kendimi cesaretlendirmek için sürekli saçmaladım. Büyük laflar ettim. Karanlık ormanda korktukları için şarkı söyleyen çocuklar gibiydim. Hepsi yalandı, şimdi her şeyi korkunç bir netlikle görebiliyorum. Çünkü
“Bak” dedi kısık sesle. “Dışarıya bak! Sadece bir kez, lütfen. Belki söylediklerimin hepsi gerçek değildir. Sözcükler her zaman anlam ifade etmezler. Ama bu gördüğüm şey gerçek, yalan söylemiyor. Aşağıda bir köylü saban sürüyor, genç ve güçlü. O neden kendini öldürtmüyor? Çünkü onun ülkesinde savaş yok, bu yasa onun için geçerli değil; çünkü bu köylünün tarlası oradan birkaç kilometre ötede. Şimdi bu ülkede olduğuna göre aynı yasa senin için de geçerli değil. Gözle görülemeyen, sadece birkaç kilometrelik bir alanın içinde geçerli olup o alanın dışında geçerli olmayan bir yasa gerçek olabilir mi? Bu huzurun içinden oraya baktığında anlamsızlığı göremiyor musun? Bak Ferdinand, gökyüzü gölün üzerinde ne kadar berrak, renklere bak, insanları sevindirmek için bekleyen şu renklere bir bak; buraya, pencereye gel ve bana gitmek istediğini bir kez daha söyle…” “İstemiyorum ki!.. İstemiyorum! Biliyorsun! Neden bakayım? Hepsini biliyorum, hepsini! Bana sadece işkence ediyorsun! Söylediğin her kelime canımı yakıyor. Hiçbir şey, hiçbir şey beni bundan kurtaramaz!”
En doğal hakkım
"Üç çocuk istemek benim en doğal hakkım"ı (8 Ağustos 2013) nereye koymalı? İngilizceden uyarladığımız deyişle, "korkarım", ifade özgürlüğü değil. Galiba burada da "doğal hak", yetkiye ve yetkeye yakındır ("Ben, konuşurum. Ben, söylerim. Ben, buyururum"). Bir başka hak kategorisi, tüketimde hayat buluyor. Tüketici hakları ayrıdır - kastettiğim, adeta varoluşsallaşmış bir tüketme hakkı. Bir mobilya firması (Kerestella, diyelim biz ona), uzun süre "Kerestella benim hakkım” sloganını kullanmıştı. Yakın zamanda dolaşıma giren bir alışveriş merkezi reklamı (Adi İstanbul, diyelim biz ona), tüketmeyi doğal hak olarak fıtrîleştiriyor: "Dünya modasına dünyayla aynı anda sahip olmak... özel hissetmek... benim en doğal hakkım." "Hayat tarzıma yakışanı giymek... şıklığımla fark yaratmak... benim en doğal hakkım." "Ara sıra ufak bir kaçamak yapmak... alışverişe uçarak gitmek... benim en doğal hakkım." Ve final: "Çünkü en özelini yaşamak en doğal hakkınız." Burada, hak, dahası doğal hak, bir çıkarın, bir faydanın kisvesidir. Narsistik bir şımarmanın kisvesi. ... Ne kadar çok "hak talebi" var toplumumuzda, değil mi! 'Enteresan' olan, muktedir olanın doğal hakkı bir yetki olarak, bir güç teyidi olarak sahiplenmesi, vatandaşlıkları tüketiciliğe sığıştırılmış olan yönetilenlerin ise doğal haktan bir çıkarı, bir faydayı anlamaları - veya anlamalarının istenmesidir. Buna mukabil, basbayağı düşmanlaştırılan haklar da var. "Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi" kanununun tanıdığı hakların, “aileyi zayıflattığı gerekçesiyle zemmedilmesi gibi... Devlet Memurları Kanunu'nun getirdiği sosyal hakların, belâ olarak görülmesi gibi. En açığı, en vahimi, 27 Mayıs 1992'de İzmir'de, silahlı saldırıda canını kaybeden polislerin cenazesinde, polislerin: "Kahrolsun insan hakları”