"Üç çocuk istemek benim en doğal hakkım"ı (8 Ağustos 2013) nereye koymalı? İngilizceden uyarladığımız deyişle, "korkarım", ifade özgürlüğü değil. Galiba burada da "doğal hak", yetkiye ve yetkeye yakındır ("Ben, konuşurum. Ben, söylerim. Ben, buyururum").
Bir başka hak kategorisi, tüketimde hayat buluyor. Tüketici hakları ayrıdır - kastettiğim, adeta varoluşsallaşmış bir tüketme hakkı.
Bir mobilya firması (Kerestella, diyelim biz ona), uzun süre "Kerestella benim hakkım” sloganını kullanmıştı. Yakın zamanda dolaşıma giren bir alışveriş merkezi reklamı (Adi İstanbul, diyelim biz ona), tüketmeyi doğal hak olarak fıtrîleştiriyor: "Dünya modasına dünyayla aynı anda sahip olmak... özel hissetmek... benim en doğal hakkım." "Hayat tarzıma yakışanı giymek... şıklığımla fark yaratmak... benim en doğal hakkım." "Ara sıra ufak bir kaçamak yapmak... alışverişe uçarak gitmek... benim en doğal hakkım." Ve final: "Çünkü en özelini yaşamak en doğal hakkınız." Burada, hak, dahası doğal hak, bir çıkarın, bir faydanın kisvesidir. Narsistik bir şımarmanın kisvesi.
...
Ne kadar çok "hak talebi" var toplumumuzda, değil mi! 'Enteresan' olan, muktedir olanın doğal hakkı bir yetki olarak, bir güç teyidi olarak sahiplenmesi, vatandaşlıkları tüketiciliğe sığıştırılmış olan yönetilenlerin ise doğal haktan bir çıkarı, bir faydayı anlamaları - veya anlamalarının istenmesidir.
Buna mukabil, basbayağı düşmanlaştırılan haklar da var. "Ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi" kanununun tanıdığı hakların, “aileyi zayıflattığı gerekçesiyle zemmedilmesi gibi... Devlet Memurları Kanunu'nun getirdiği sosyal hakların, belâ olarak görülmesi gibi.
En açığı, en vahimi, 27 Mayıs 1992'de İzmir'de, silahlı saldırıda canını kaybeden polislerin cenazesinde, polislerin: "Kahrolsun insan hakları”