Zaten, Cihan Savaşında kolumu kaybetmezden önce bütün şiir kabiliyetimi, bütün sade dilliliğimi kaybetmiş bulunuyordum. Korkunç, iğrenç ve yalçın gerçek "parmaklarının ucundaki kan ve alnının ortasındaki çamurla!" çoktan bana görünmüştü. Biliyordum ki, toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır. Evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.
Psikiyatrist: Muhtemelen kötü bir gün geçirdiğinizi düşünmüşlerdir. Kendinizi tanımak için gayret göstermelisiniz. Bu gayreti göstermeyip aynı zamanda, "Neden böyleyim?" diye düşünemezsiniz.
Ben: Kendimi iyi tanımıyor muyum?
Psikiyatrist: Bence kendinizle çok ilgilenmiyorsunuz.
Ben: Duygularımı yazdığım bir günlük tutuyor olsam bile mi?
Psikiyatrist: Bu daha ziyade kendinizin, üçüncü tekil şahıs ağzından yazılmış bir kaydı değil midir?
Ben: Sizce ideal standartlarımı düşürmem mümkün olacak mı?
Psikiyatrist: Özsaygınızı yeterince pekiştirirseniz, evet. O zaman mükemmelliğin ya da idealin peşinde koşmakla ilgilenmediğinizi fark edeceksiniz.
Ben: Aşırı yeme bozukluğum da bununla alakalı mı?
Psikiyatrist: Evet. Çünkü hayatınızdan aldığınız tatmin azaldığında ilkel yöntemlere başvurmanız çok normal. Yermek yemek ve uyumak en içgüdüsel önlemlerimizdir. Fakat yemekten gelen tatmin uzun sürmüyor. Egzersiz yapmak ya da dışarıda aktivitelerde bulunmak bu konuda yardımcı olabilir. Yani bir çeşit uzun vade hedef belirlemek.
Ben: Peki. Egzersiz yapmaya tekrar başlayacağım.