"İki sevdalı hep aynı hisse kapılmazlar mı, birbirlerine önceden rastladıkları, aralarında esrarlı bağlar olduğu duygusuna kapılmazlar mı? Bu aşağılık dünyada ya onun aşkını isterim, ya da hiç kimsenin!"
"Bilincimi yitirmiştim. Sanki ismini eskiden biliyordum. Gözlerinin parıltısına, rengine, kokusuna, hareketlerine öylesine aşina idim ki, ruhlarımız önceki bir hayatta, cisimsiz maddesiz bir âlemde karşılaşmış da tek asıldan, tek maddeden oluşmuş, böylece bizim yeniden birleşmemiz âdeta kaçınılmaz olmuştu. Ben bu hayatta da onun yanında olmalıydım. Hiçbir zaman el sürmek değildi istediğim; gövdemin görünmez ışınlarının ona değmesi bana yetiyordu.”
“ Enver, Mustafa Kemal’i kendisine rakip olarak görür ve onu kıskanırdı…
Enver bir gün dostlarına:
“Mustafa Kemal açgözlüdür. Ne verseniz az görür, daha çoğunu ister, Kolordu Kumandanı yaparsanız, Ordu Kumandanlığı ister, Ordu Kumandanı yaparsanız, Harbiye Nazırlığına talip olur.” demiştir. Belki doğrudur. Fakat Mustafa Kemal’in tutkusu kişisel değildir, yurduna yararlı olma aşkıdır. Ne kadar büyük görev alırsa, ülkesine o kadar çok yararlı olacağına inanıyordu. Bunun, en güzel örneği, İstiklal Savaşı’nda Başkumandanlık görevini üzerine almış olmasıdır. Bu görevin kendisine verdiği yetkilerle çok büyük işler başarmış, yurdu düşman saldırısından kurtarmıştır.”