Sema

Sema
اقْرَأْ وَرَبُّكَ الْأَكْرَمُ...!
"Ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler." demiş Hayâlî. Bizler içinde yaşadığı deryâyı bilmeyen balıklarız. Ne deryâdan haberdarız ne de kıymetinden.
Reklam
Sizi anlayan insanlarla muhatap olmaya çalışın.
Bilimsel gelişmler din Tanrı tasavvurumuzda değişime yol açar mı?
Newton dönemindeki mekanik evren modeli, evreni kendi kendine işleyen bir saate, Tanrı’yı da bu saati kurup kenara çekilen bir "saatçiye" (Deizm) indirgemişti. Ancak kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesi, Einstein fiziği ve evrenin genişlemesi (Big Bang) gibi yeni gelişmeler, evrenin katı ve statik olmadığını göstermiştir. Bu durum, "Göklerde oturan insanbiçimli Tanrı" tasavvurunu yıkarak, evrenin her anında ilim ve kudretiyle tecelli eden, aşkın ve kozmik dengeyi sağlayan daha rafine bir Tanrı tasavvuruna zemin hazırlamıştır.
Varoluş karşısında iki farklı tutum: Ateizm ve teizm
Ateist ile inanan arasındaki temel fark, zihinlerinin arka planındaki varlığa ve gerçekliğe yaklaşım biçimlerinden kaynaklanır; ateist gördüğü tabloyu doğrudan yalın kelimelerle ifade ederken, diğer taraf beğenisini tabloda gözükmeyen aşkın bir varlığa referansla dile getirir. Gördüğüyle yetinmeyip ötelere geçen bu zihnin sarsılmazlığı, ölüm ve yok oluş karşısında en net halini alır; tıpkı ölüm cezası karşısında sarsılmadan zehri içebilen ve daha güzel yerlere gideceğini bilerek ölümden korkmayan Sokrates’in duruşunda; ya da sürgüne gönderilen Anaksagoras’ın, 'Tanrı’ya giden yolların mesafesinin ne önemi var ki, her yer aynı uzaklıkta' diyerek öğrencilerini teselli etmesinde olduğu gibi. Neticede; ateizm dünyayı yalnızca duyularla algılanan somut sınırlar içinde bir son olarak kabul ederken, aşkın bir güce inanan akıl için bu dünya yalnızca bir geçiş alanıdır. Mekânın, mesafelerin ve ölümün ötesinde bir ilk ilkeye (Tanrı'ya) bağlanan bu zihniyet, nerede ve nasıl ölürse ölsün, o mutlak hakikate her zaman aynı yakınlıkta olacağını bilir. Dolayısıyla felsefi bir derinliğe sahip olan bu ölüm karşısındaki korkusuzluk bir kayboluş veya pes ediş değil; bilakis, mevcut dünyanın dar sınırlarından sıyrılıp, tablonun ötesindeki asıl kaynağa doğru atılan rasyonel bir adımdır.
Bir yerdeki adaletsizlik, her yerdeki adalete yönelik bir tehdittir." Kadın hakları mücadelesini tekelinde görenlerin, önyargıların ve çifte standardın gölgesinde kalarak sessizliğe bürünmesi ne büyük samimiyetsizlik... Yıllarca Coğrafyanın çilesini sırtlayan temiz yürekli kadınların uğradığı haksızlık, seçici vicdanların makyajını bir kez daha düşürmüştür.

Süleyman Çakır

@Suleymancakir21
·
Bu kareyi unutmayın
Kadınlara yapılan bu çirkin kareyi şiddettle kınıyorum. Söylenecek çok şey var…
Alıntı