Hayatın kurallarını herkesle birlikte öğrenebiliriz, öğrenmek zorundayız. Şarlatanlardan ve haydutlardan kapabileceğimiz gayet ciddi şeyler var; aptalların vazettiği felsefeler, rastlantı sonucu karşımıza çıkan insanların verdiği dürüstlük ve metanet dersleri var. Her şey her şeyin içindedir.
Hazret-i Eyyüb aleyhisselâmın zahirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazret-i Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar. Hazret-i Eyyüb aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim manevî yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münâcat-ı Eyyübiyeye, o Hazretten bin defa daha ziyade muhtacız.
Evet, günah kalbe işleyip siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse kurt değil belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
Zira, dönmemek üzere zevale mahkum olan bir seyirci, zevalin tasavvuriyle muhabbeti adavete döner. Hayreti istihfafa, hürmeti tahkire meyleder.çünkü, hodgam insan, bilmediği şeye düşman olduğu gibi, yetişmediği şeye de zıttır.
İşte, ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine mübtelâ ve endişe-i istikbâl ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçâreler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-i meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu, sabık beyanatta elbette anladınız.