İkinci Sultan Abdülhamid'in türlü siyasi manevralarla tecrit halinde tuttuğu bu barut fıçısını ise, tecrübesiz patavatsız ve gözleri dönmüş Meşrutiyetçiler, kendi elleriyle ateşlediler. Böylece de üstünde beş altı devlet kurulacak olan koca bir Rumeli, ana vatandan kopup gitti.
"Kanun-i esasi, meclis-i mebu'san, meşrutiyet ve hürriyet" parolaları ile, adını tadını bilmedikleri vaidli, ümitli, kelimelerin yumurtlayacağı altın yumurtanın şevki ve hevesiyle eski idareye küfreden, lanetler yağdırıp, yeni idarecilerin sihirli değneğinden mucizeler bekleyen halk, safa yerine cefa, nimet yerine mihnet, hürriyet yerine esaretle karşılaşınca, hatalarından çabuk ayılmış ve eşkıya eline düşmüş kervan yolcuları gibi, mallarının, canlarının, şeref ve namuslarının birer bakır mangır mesabesine düşmüş olduğunu anlamışlardı.
Herşey öğretilebilir. İyi yaşamak için neler yapmalı? Bunu bile öğretebiliriz insanlara. Çünkü iyi yaşamak da 'bilgi'ye dayanır. Bunu da göstermeliyim sizlere. Çünkü ülkemizin insanları daha yaşamanın acemisidir. Onlara insan gibi yaşaması öğretilmemiştir henüz. Nasıl yaşamak gerektiği de sezdirmeden öğretilebilir onlara. Hayatın yaşamaya değer olduğu öğretilebilir. Güzel sanatların da, edebiyatın da 'büyük ve güzel şeylerin' de var olduğunu öğrenmeli insanlarımız.
Mustafa İnan