Zulüm, Doğu halklarını ezmekte devam ediyor. Yobazlık, özgürlüğün sesini boğuyor. Eğer tohumlarını, çorak saray toprağı yerine verimli halk toprağına ekseydim, belki daha iyi sonuç alırdım. Ve sen, bütün ümidimi bağladığım İran halkı, bir adamı yok etmekle özgürlüğünü kazanacağını sanma. Senin yok etmen gereken, yüzyıllık geleneklerin yüküdür!"
Ömrü boyunca hiç olmazsa bir defa her insanın başına gelebileceği gibi, ben de bir gün şeytan tarafından dünyanın en yüksek dağının tepesine çıkarıldım. Şeytan bana buradan bütün dünyayı göstererek, Hazreti İsa'ya söylediği gibi: "Ey insanoğlu" dedi. "Bana tapmak için, dile benden ne dilersen?" Cevap vermeden uzun zaman düşündüm. Çünkü büyük bir hırs kalbimi kemiriyordu. Sonunda cevap verdim: "Her zaman Tanrı adını duyarım" dedim. "Fakat bugüne kadar da, onun gerçekten var olduğuna beni inandıracak ne kendisini gördüm, ne de kendisine benzeyen bir şeyi. Ben Tanrı olmak istiyorum. Çünkü bu dünyada en ulu, en güzel ve en harikulade şey, ödüllendirmek ve cezalandırmaktır." Şeytan başını eğerek içini çekti: "Yanılıyorsun!" dedi. "Tanrı vardır, fakat görünmez. Ona benzer bir şey görmedin., çünkü kendini göstermez. Benim yapabileceğim tek şey seni onun yardımcı kullarından biri haline getirmektir." Onunla anlaştım. Bu yüzden ölebilirim. Fakat pişman değilim.
Benim üç düşmanım vardır: Bunlardan ilk ikisi mesafe ve zamandır. Fakat inat ederek bunları yenebiliyorum. Üçüncüsü en korkuncudur: "Ölümlü olmam." Beni hedefime ulaşmaktan ancak o alıkoyabilir.
Ayrıntıdan başlayıp bütüne gitmektense, bütünden başlayıp ayrıntıya inmek daha kolay olur düşüncesi ile insan çeşitlerinin psikolojik bir etüdünü yaptım.