… Çünkü fikirler ile vicdani kaygılar, ortalığa saçılmış iğnelere benzerdi; insanları yere basmaya ya da oturmaya, hatta yemek yemeye bile korkuturlardı.
Çiftçi bir ailenin oğlunun ziraat bölümü okuması ve geri dönüp çiftçiliğe katkıda bulunması beklenen William Stoner’ın, üniversiteye başladıktan iki yıl sonra edebiyata tutkuyla bağlanmasını ve hayatını kökten değiştirecek kararlara imza atmasını göreceksiniz. Ayrıca Stoner’ın aşka, evliliğe, sosyal hayata, eğitime ve savaşa karşı bakış açısını bütün samimiyetiyle aktardığına şahit olacaksınız. Stoner’a bazı olaylar karşısında yeri geldiğinde mücadele etmediği hissi uyandıran bazı yerlerinde de hak verdiğinizi göreceksiniz. Stoner, çoğu zaman kendi hayatını dışarıdan izleyen üçüncü bir şahıs gibidir. Hayattaki en büyük tutkusu ise öğrenmek ve öğretmektir. Ayrıca kitapta savaş ve geride kalanların psikolojisi, savaşın eğitim alanındaki etkilerine de değinilmiş. Sıkılmadan, sizi içine alan akıcı bir üsluba sahip. Mutlaka okunması gereken modern bir klâsik.
Birinci Dünya Savaşı ‘ndan sonraki yıllarda dünyanın ve kendi ülkesinin hastalığını görmüştü; nefret ve şüphenin, hızla yayılan bir veba gibi ülkeyi bir uçtan bir uca silip süpüren bir tür deliliğe dönüştüğünü görmüştü; genç adamların bir kâbusun tekrarı gibi, manasız bir kıyamete doğru hevesle uygun adım yürüyerek bir kez daha savaşa gittiğini görmüştü…