Ey sâlih kişi! Sen bil ki, fakirlerin derecesi başka başkadır. Bişr-i Hâfi der ki: Fakirlik üç derece üzeredir:
Birincisi: Dilenmezler, verirlerse almazlar. Bunlar ruhani varlıklarla (yani meleklerle) illiyin’de olurlar.
İkincisi: Dilenmezler ama eğer verirlerse alırlar. Bunlar, Allah’a yakın olanlarla Firdevs Cenneti’nde olurlar.
Üçüncüsü: Dilenmesi zaruret olunca dilenenler. Bunlar ashâb-ı yemin’den olurlar.
Ey sâlih kişi! Sen bil ki, fukaralığın bâtında edebi rızâdır. Zâhirde edebi ise hiç kimseye şikâyette bulunmamaktır. Fakirin bâtında üç hali vardır:
Birincisi, fukaralığa sevinmek, şükretmektir. Şöyle bilinmeli ki, fukaralık, sâdece Hak Teâlâ tarafından verilen bir ihsan ve inâyetdir. Bu öyle bir ihsandır ki, Hak Teâlâ bu fazileti yalnız kendi evliyasına müyesser ve nasip kılar.
İkincisi, fakirliği sevmese, şükretmese, onu çirkin görse bile Hakk’ın fiilini kötü görmemektir. Hak’dan râzı olmaktır. Nitekim bir kişiyi hacamat etseler, ondan kan alsalar, o kişi hacamatın acısını kötü görür, ama hacamat yapan kişiden hoşnutsuzluk görmez. Bu da büyük bir derecedir.
Üçüncüsü, bir kimsenin Allahu Teâlâ’nın kendisine fakirlik verdiğini kötü görmesidir. Bu kerhen haramdır. Fakirliğin sevabını giderir, bâtıl kılar. Belki her zaman: "Hak Teâlâ lâyık olanı işler!" denmesi vaciptir.
Tevbe Yâ Rabbi Tevbe! Binlerce Tevbe!..
Bilirsin ki gözüm yoktur dünyada!..
Gözüm gönlüm, aklım fikrim hep sende!..
Beni hep kendinle meşgul eyle!..
Beşerlik kapısı olan âğzım
bazen taşsa dökülse!..
Beşerlik kabı olan kalıbım, eskise püsküse, devrilse bile;
Gözüm senden âğmasııın, gönlüm senden şaşmasın!..
Kâdir Mevlâm yırtılmıştır eleğim!
Her durumda senden dâim dileğim:
Beni bana bırakma! Beni bana bırakma!
Bir an bile beni bana bırakma!
Beni kendi âhlakınla ahlâklandır Allah'ım!..
Beni kendi huyunla suyunla besle!..
Beni Rızâ-yı Bâri'nle beze!..