Bilim dolaylı olarak, her türlü normatif düşüncenin, özel olarak da dinin ve ahlakın etkisini yok ederek ve bağlayıcı gücünü sorgulayarak soykırıma giden yolu açmıştır. Bilim kendi tarihini, aklın hurafeye ve akıldışılığa karşı verdiği uzun ve muzaffer bir savaş olarak anımsar. Din ve ahlak, insan davranışlarıyla ilgili taleplerini mantıkla meşrulaştıramadıkları için kınandılar ve değerleri yadsındı. Değer yargıları ve normlar değişmez ve onarılmaz bir şekilde öznel olmakla suçlanınca araçsalcılık, mükemmelin aranabileceği tek alan olarak kaldı. Bilim, değer yargılarından arınmış olmak istedi ve böyle olmakla gururlandı. Ahlak vaazını, kurumsal baskılarla ve alay ederek susturdu; giderek kendisini ahlaksal yönden kör ve dilsiz hale getirdi. Onu, kitlesel kısırlaştırma ve cinayetin en etkili ve hızlı yöntemlerini tasarlamada hevesle ve kendinden geçmiş bir şekilde işbirliği yapmaktan ya da toplama kampı köleciliğini bilimin ve -tabii ki- insanlığın ilerlemesini amaçlayan tıbbi araştırmalar için bulunmaz ve harika bir fırsat olarak görmekten alıkoyacak tüm engelleri ortadan kaldırdı.