Moledro

Moledro
@Astrophe
27 okur puanı
Haziran 2017 tarihinde katıldı
Bir genç kız sevdadan dolayı umutsuzluğa düşer, sevdiğinin kaybına ,ölmüş olmasına, ona ihanet etmiş olmasından dolayı umutsuzluğa düşer. Bunun kendini göstermiş umutsuzlukla bir alakası yoktur, hayır, o kendisinden dolayı umutsuzdur. Kendilik, kızın "onun" sevgilisi olarak kalsaydı, en mutluluk verici şekilde kurtulmuş ya da yitirmiş olacak olduğu o kendilik, "onsuz" bir kendilik olursa, kız için bir azap olur; onun için, başka anlamda bir o kadar mutsuzluğa düşürücü olsa dahi, onun zenginliği haline gelmiş olan bu kendilik şimdi kız için ya itici bir boşluk halini almıştır, çünkü "o" ölmüştür ya da tiksindirici bir boşluk halini almıştır, çünkü kıza aldatılmış olduğunu atırlatır. Şimdi şunu bir dene, böyle bir kıza şöyle de: kendini tüketiyorsun; alacağın yanıt şu olacaktır: "Ah hayır, sorun tıpatıp bunu yapamıyor olmam."
Sayfa 25
berbat bir çeviri
Reklam
Ayrılık değil, özlemek hiç değil; en büyük acı, bu giderek büyüyen boşlukmuş.. En büyük dert, kimi özlediğini, kimi sevdiğini bilememekmiş. En büyük kayboluş, sevip sevip sonunda kimi sevdiğini bilememekmiş. İçimde bir ses, durmadan, dünyanın sonu geldi diyor.
Sayfa 41
Kendim diyorum; oysa, kendim diye bir şey var mı gerçekten; işte onu hiç bilmiyorum. Kendim deyince aklıma, o sahipsiz sızı geliyor. Kendim deyince, "Sen artık yaşama, sen artık bütün duygularını yitirdin! Bir daha hiçbir zaman eskisi gibi sevemeyeceksin!" diyen o ses geliyor aklıma.
Başımıza gelen hiçbir kötülük, bunun önlenebilir olduğu koşulların düşüncesi kadar bize acı çektirmez. Dolayısıyla da olan biteni zorunluluk çerçevesinden değerlendirmek kadar sakinleşmemiz için etkili bir şey yoktur. Bu çerçevede tüm durumlar, istediği gibi hüküm süren bir kaderin elinde bir araç olarak ortaya çıkmaktadır ve bu nedenle de bizler başımıza gelen kötülüğü iç ve dış koşullar çatışmasının kaçınılmaz sonucu, yani "kader" olarak idrak ederiz.
Sayfa 447
Kurtulmuştum "kitaptan, artık yıllar boyu hiçbir şey okumadım, -bu, şu ana dek en büyük iyilikti kendime yaptığım! -Hiç durmadan diğer benlikleri dinlemek -başka ne olabilir ki okumak?- yüzünden iyice dibe göçmüş, sesi soluğu çıkmayan o derinlerdeki benliğim ağır ağır uyandı, önceleri çekingen ve kuşkucuydu, ama sonra yeniden konuşmaya başladı. Hayatımın o en hasta, en acılı günlerinde kendimden duyduğum mutluluğu başka hiçbir zaman hissetmedim.
Her türlü okuma bana göre dinlenmeye dahildir; dolayısıyla beni kendimden çekip alan, başka bilimlerde, başka ruhlarda gezmeye çıkaran, artık önemsemediğim şeylerden sayılır. Zaten okumak ciddiye aldığım şeylerin yorgunluğunu alır. Sıkı çalışma dönemlerinde tek kitap göremezsiniz çevremde: Bir kimseyi yakınımda konuşturmaktan, hatta düşündürmekten bile sakınırım. Zaten bu da okumak olurdu...
Bir sabırsızlık çöktü üstüme kendime karşı. Kendimi toplayıp ayılmam için vakit gelmiş de geçiyordu. Bir anda dank etti kafama o güne değin nasıl boşuna harcadığım zamanımı, ödevimle karşılaştırılınca filologluğumun nasıl işe yaramaz, nasıl rastgele olduğu; hem de korkunç bir açıklıkla. Utandım bu hatalı alçakgönüllülüğümden...
Zihnimin beslenmesi tamamen durmuştu geçirdiğim on yıl boyunca; işlevsel hiçbir şey öğrenmemiş, birçok şeyi sersem gibi unutmuştum bilgiçliğin toz tutmuş antikalarıyla uğraşmaktan.
Reklam