Bütün çocukluğumdan, gençliğimden bir tek iyi anım yoksa bunu sözde "geleneksel" nedenlerle, örneğin kendimi doyuran bir çevrenin yokluğuyla -ki bunun doğruluğu tartışılamaz- açıklamak saçmalık olurdu: Çünkü aynı yokluğu, keyifli ve yürekli olmaktan alıkonmasam da, bugün dahi çekiyorum. Aksine, fizyoloji konusundaki bilinçsizliğim, o kahrolası "idealizm"dir.
Artık Tanrı'ya ihtiyacım olmadığını söyle onlara,
o artık , sadece bir zamanlar sevdiğim bir hikâye.
Sırlarla ve gece yarısı kurtuluşlarıyla,
azametli cümlelerle ve şatafatla dolu hikàyelerden biri.
Gerçek şu ki, bu yağmalanan dünyada
elimden geldiğince,umut etmeden,
neredeyse mutlu yaşamayı öğrendim.
Ve şimdi ışıl ışılım.
Stephen Dunn,
"A Postmortem Guide"
Izdırabın sonu yok sanma, bu alem de geçer
Ömr-i fani gibidir; gün de geçer, dem de geçer
Gam karar eyliyemez hande-i hurrem de geçer
Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer
Gece gündüz yok olur, an-ı dem adem de geçer
youtu.be/2WFtNAI52V4
Doğada kendi dehasını ortaya koymaktan kaçınmış olan ve sonra da sağına, soluna, önüne ve her tarafına kaçamak bakışlar yönelten insandan daha yalnız ve iğrenç bir yaratık yoktur.
Hikaye Hans Castrop isimli ana karakterin Davos'ta bulunan bir senatoryumda tedavi görmekte olan kuzeni Joachim'i ziyaret etmesiyle başlar. Üç hafta olarak planlanan ziyaret kendisinin de hasta olduğunu öğrenmesiyle süre yedi yıla uzar. Çocukluğundan beri gemilere ilgi duyan Hans bu konuda öğretim görerek gemi mühendisi olur ancak mesleğine başlayamadan senatoryuma gitmiştir.
Kitap aslında bir nevi otobiyografik eser olarak da görülebilir. Bu olayların benzeri aslında yazar Thomas Mann'in de başından geçmiştir. Mann, Hans Castrop gibi aslında senatoryuma bir arkadaşını ziyarete gitmiş ve Mann'in de hasta olduğu anlaşıldığından ona orda kalmasını önermelerine rağmen yazarımız oradan ayrılıp Büyülü Dağ'ı yazmayı seçer. Yaptığı seçimle de bize bu harika kitabı okuma şansı vermiş oldu.
12 yılda yazılan bu değerli kitabın birkaç cümleyle yorumunun yapılması hem imkansız hem de biraz haksızlık olacaktır. Ama kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Özellikle ikinci cildini daha keyifle okudum. Yer yer biyoloji, anatomi ya da başka konuları fazlaca uzattığını hissetsem de yapılan felsefi tartışmalar birkaç kere okumamı gerektirse de oldukça keyif verdi. Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.