Olaya karışmadan izleyenlerdeki, insanlıkdışılığa karşı uygar nefret, aktif bir direnişe cesaret verecek kadar güçlü olmadığını göstermiştir. Olayı izleyenlerin çoğu, uygarca normların çirkin ve barbarca şeylere karşı öğütlediği ve göstermemizi telkin ettiği tepkiyi gösterdiler; gözlerini başka yöne çevirdiler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eskiden doğru saydığı tüm görüşlerden kopma kararı herkesin benimseyebileceği bir örnek değildir; zaten dünyada hemen hemen bu işe hiç yatkın olmayan iki çeşit insan vardır:
birinciler kendilerini olduklarından daha usta sanarak acele yargılar ortaya koymaktan çekinmeyen,tüm düşüncelerini bir düzen içinde sürdürme konusunda yeterince sabır göstermeyen kimselerdir. Bu yüzden edindikleri ilkelerden bir kere kuşkulanmaya ve herkesin tuttuğu yoldan ayrılmaya yöneldiler mi bir daha doğru yola çıkan patikayı bulamazlar ve tüm yaşamlarında doğru yoldan ayrılmış kalırlar.
İkincilere gelince, onlar doğruyu yanlıştan ayırt etme konusunda kendilerini yetiştirenlerden daha az becerikli oldukları yargısına varacak kadar akıllı ya da alçakgönüllü olduklarından daha iyisini kendileri aramaktansa başkalarının görüşlerini izlemekle yetinirler.
Dikkatinizi çekerim: kötümserlikten vazgeçişim canlılığımın en düşük olduğu yıllardadır. Kendimi yeniden toparlama içgüdüsü bir yoksunluk ve ümitsizlik felsefesini yasaklamıştı bana...Hem yetkinlik dediğimiz şey aslında nereden anlaşılır? Yetkin bir insan duyularımıza hoş gelir: öyle bir ağaçtan yontulmuştur ki aynı anda hem sert, hem narin, hem de güzel kokuludur. Sadece kendine yarayan şeyden tat alır; yarama sınırı aşıldığı an beğenisi de biter,hoşlanması da...Zararlı olanın ilacını tahmin eder, kötü rastlantıları kendi yararına kullanır, onu öldürmeyen şey, daha güçlü kılar onu. İçgüdüsel olarak gördüğü,duyduğu,yaşadığı her şeyden kendine has sonuç çıkarır: Seçici bir ilkedir, birçok şeyi kabul etmez. İster insanlarla, ister kitaplarla ya da yörelerle olsun, hep kendi çevresindedir: seçer, izin verir, güvenir ve böylece onurlandırır. Her çeşit uyarıma karşı yavaşlıkla, uzun bir temkinin ve arzulanan bir gururun yer ettirdiği o ağırlıkla tepki verir. Yaklaşan uyarımı gözden geçirir, ona karşı durmayı düşünmez bile. Ne ''şanssızlığa'' ne de ''suça'' inanır: Kendiyle ve diğerleriyle baş etmesini bilir. Öylesine güçlüdür ki her şey onun iyiliğine çalışmak zorunda kalır.