Dikkatinizi çekerim: kötümserlikten vazgeçişim canlılığımın en düşük olduğu yıllardadır. Kendimi yeniden toparlama içgüdüsü bir yoksunluk ve ümitsizlik felsefesini yasaklamıştı bana...Hem yetkinlik dediğimiz şey aslında nereden anlaşılır? Yetkin bir insan duyularımıza hoş gelir: öyle bir ağaçtan yontulmuştur ki aynı anda hem sert, hem narin, hem de güzel kokuludur. Sadece kendine yarayan şeyden tat alır; yarama sınırı aşıldığı an beğenisi de biter,hoşlanması da...Zararlı olanın ilacını tahmin eder, kötü rastlantıları kendi yararına kullanır, onu öldürmeyen şey, daha güçlü kılar onu. İçgüdüsel olarak gördüğü,duyduğu,yaşadığı her şeyden kendine has sonuç çıkarır: Seçici bir ilkedir, birçok şeyi kabul etmez. İster insanlarla, ister kitaplarla ya da yörelerle olsun, hep kendi çevresindedir: seçer, izin verir, güvenir ve böylece onurlandırır. Her çeşit uyarıma karşı yavaşlıkla, uzun bir temkinin ve arzulanan bir gururun yer ettirdiği o ağırlıkla tepki verir. Yaklaşan uyarımı gözden geçirir, ona karşı durmayı düşünmez bile. Ne ''şanssızlığa'' ne de ''suça'' inanır: Kendiyle ve diğerleriyle baş etmesini bilir. Öylesine güçlüdür ki her şey onun iyiliğine çalışmak zorunda kalır.