Deniz gözleriyle ruhumun içine bakıyordu sanki. Birkaç dakika hiç konuşmadan birbirimizi izledik. Kirpiklerine baktım, ardından gözünün içindeki kıvrımlara, göz damarlarına.
Gözlerinin, yüzünün her bir ayrıntısına yeniden baktım. Bir daha göremeyecekmişçesine.
"Biz neden bu hale düştük," diye fısıldadım gözlerimi gözlerinden ayırmadan.
Burunlarımız birbirine değiyordu. Dudaklarımız... dudaklarımız ise birbirinden bir pirinç tanesi kadar uzaktaydı.
Cevap vermedi. Belki de veremedi. Derin bir iç geçirdi. Nefesini içimde hissedebiliyordum. Parmaklarını kolumun üzerinde gezdirmeye başladı. Gözlerini gözlerimden ayırmadan.