Insanoğlunun ahlaksal yaşamı, sanatçının özne-malzemesi olsa da, sanatın ahlaki, kusurlu bir ortamın kusursuz olarak kullanılmasından ibarettir. Hiçbir sanatçı herhangi bir şeyi ispatlamak isteğinde de-
ğildir. Doğru olmayan şeyler bile ispatlanabilir.
Hiçbir sanatçı etik sempatiler peşinde koşmaz. Sanatçı-
nin bu tür eğilimler göstermesi bağışlanmaz bir biçimsel özen-
ti ve abartıdır.
Sanatçı güzel şeyler yaratandır.
Sanatı göz önüne serip, sanatçıyı gizlemek sanatın amacıdır. Eleştirmen, güzel şeylerden edindiği izlenimi başka bir
üsluba ya da yeni bir malzemeye dönüştürendir. En alçak eleştirinin en yüce biçimi özyaşamöyküsüdür.
Güzel şeylerde çirkin anlam bulanlar, sevimli olamadan yozlaşmışlardır. Bu bir hatadır. Güzel şeylerde güzel anlamlar bulanlar kültür ve zevkleri gelişmiş kişilerdir. Onlar için umut vardır. Onlar güzel şeylerin
salt Güzellik ifade ettiği seçkinlerdir.
Ahlaka uygun olan ya da uygun olmayan kitap diye bir şey yoktur. Kitap denen şey ya iyi yazılmış ya da kötü yazılmıştır.
Hepsi bu
"Sahip olduğumuz şeyler bize ne kadar aitse, biz de o kadar ken- dimize aitiz. Kendimizi biz yaratmadık, kendimizden üstün olamayız. Bizler kendimizin efendileri değiliz. Biz Tanrı'ya aitiz. Öyleyse meseleye kendi mutluluğumuzun penceresin den bakamaz mıyız? Kendimize ait olduğumunu düşünmek, mutluluk ya da rahathk sebebi olabilir mi? Genç olanlar ve refah içinde yaşayanlar böyle düşünebilirler. Böylelen, her şeye sahip olmanın yüce bir şey olduğunu düşünebilir, çünkü kimseye bağımlı olmamayı, görünmeyen hiçbir pest düşünmek zorunda olmamayı, sürekli bir şeyleri kabullen menin sıkıcılığından, sürekli dua etmekten ve başkalarmm iradelerini etkileyişlerinin sorumluluğundan muaf olmays kendi tarzları sayarlar. Ancak zaman geçtikçe onlar da bi tün insanlar gibi, bağımsızlığın insanlara örgü bir şey olina dığını -bunun doğal bir durum olmadigm, bir süre date edebileceğini, ama bizi güven içinde sona taşıyamayacağım anlarlar...