“İki gün boyunca, araya sıkıştırılmış dört saatlik uyku dışında, Asil hep yazdı. Zihin ısısı olağanüstü yüksekti. O kadar çok bilgi, düşünce ve yetenek harcamıştı ki sandalyesinden kalkamadı.”
“Ben, içinde karanlığın ağır bastığı bir çocuktum. Karanlık basınca kendini tanıyamayan bir çocuk.Düzenli ve öngörülebilir hayatın bana sunduğu hiçbir şeyi kendime yakıştıramadım.Adını koyamadığım bir duygu vardı içimde . Parçalama ve parçalanma duygusu. Gitmek istiyordum.Hayatın sonuna kadar gitmek.”
“Yıldızlara tutunup birlikte kaymayı diliyordum. Oturmuyor ya da koşmuyordum. Sadece yürüyordum. Hiç durmadan. Ağırdı başım. Düşünecek çok şey vardı. Yığınla. Ama önce sakinleşmem gerekiyor ve attığım her adımda bunun için çabalıyordum. Ancak nefretimi yatıştırmanın imkanı yoktu. Dönüşü yoktu. Dönüşüm yoktu.”
“Gitmek istiyordum. Yıllar önce olduğu gibi. Yok olmak. Kelimelerini içtiğim büyük şairlerin "Kaybolup gitti" cümlesiyle biten hayat hikayelerine benzer biçimde yok olmak istiyordum. Benim için, "İzine rastlanmadı" densin istiyordum.”