Yüksekteki tepesinden aşağı inip
Şehrin caddelerinde at sürdü.
Dar sokaklarda, yokuşlarda, kaldırım taşlarında.
Bir kadının iç çekişine doğru gitti.
Onun utancı ve onun sevinci.
Ve bir zincir ve bir kale,
O kadının öpüşüne kıyasla hiçti.
Ayağının altındaki Çimen kırımızı,
Sancağının pırıltısı kırmızı.
Onu ışığıyla yıkayan,
Batan güneş kırmızı.
“Gelin, gelin” dedi büyük lord,
“Benim kılıcım aç hala.”
Ve vahşi bir öfke çığlığıyla
Yayıldılar ovaya…
Toplanın etrafıma ve iyi dinleyin,
Çünkü var anlatacak bir trajedim.
Bir diyara yayılmış bulanık bir gölgenin
Ve de bir adamın şarkısını söyleyeceğim.
O adam ki doğrultmuş elini
Bir davaya, çok az kimsenin taşıyabileceği.
Güzel Lanre: olmuş karısından, yaşamından, gururundan
Ama hiç dönmemiş amacından.
Savaşmış hep ve düşmüş sonunda,
Ve de kalmış ihanete uğradığıyla.
“Lanetli olanın kara tercihini duyun,
Rüzgar Devi’nin duyulsun iniltisi
Graoll ve Misha’nın haşmetli feryadı
Göndersin düşmanımı bir kuş gibi.
Sıcak ve nemli kızıl taşlardan,
Saçtığı ölümden siyah kılıcımın,
Lasshaar’ın yalnız ağlamasından,
Güçlü bir rüzgar yaratılsın.
Yurtlarından gelen güneş ışını hızında,
Ayrıl fırtınadan daha ivedi bir şekilde,
Geyiğe doğru giden ok hızında,
Taşınsın büyücü de böyle.”