Nietzsche Tanrı’yı çağdaşlarının RUHUNDA ölmüş sayacaktır.
“Hıristiyanlığı mahkum ediyorum; Hıristiyan kilisesine, bir savcının şimdiye dek ağzından çıkmış en korkunç suçlamayı yöneltiyorum. O, bana göre, düşünülebilecek yozlaşmaların tümünden çok daha büyüktür; olabilecek yozlaşmaların en kötüsüdür, olabilecek en uç yozlaşma istemidir. Hıristiyan kilisesi, bu çürümüşlüğü bulaştırmadık hiçbir şey bırakmadı; her değeri değersizliğe, her gerçekliği bir yalana ve her dürüstlüğü bir ruh alçaklığına çevirdi. Bana kalkıp onun ‘insancıl’ nimetlerinden söz ediliyor! Acıyı ortadan kaldırmaya yönelik her türlü çaba, en derin çıkarlarına aykırıdır; o, acıyla yaşar; kendisini ölümsüz kılmak için acı yaratır...”
“Annâ, en üzüntülü ve sevinçli anılarımı seninle bölüştüm. Tek başıma aşamayacağım zorlukları seninle aştım. Şunu unutma ki seni büyük bir tutkuyla sevdim. Bir kere bile aldatmadım. Düşüncede bile.”
“Bütün siyasal düşüncelerden belki de en tehlikelisi insanları kusursuz ve mutlu kılma isteğidir. Yeryüzündeki cenneti yaratma denemeleri daima cehennemle sonuçlanmıştır.”
“Eğitim sisteminin itaatkar, uyumcu, pek düşünmeyen, söyleneni yapan, pasif kalan, demokrasilerde kriz yaratmayan ve soru sormayan insanlar yetiştirmesi bekleniyor.”
“Peki Mustafa Kemal’in bu nesilden farkı ne?”
“İşte bu metafizik gibi görünüyor, ama deha. Diğerlerinden ayıran özelliği deha olması. Onların görmeyeceği, cesaret edemeyeceği şeyleri görüyor, cesaret ediyor. Hayatının en büyük işi, en büyük sırrı sonuna kadar: Cumhuriyet!”