“Dostoyevski’ye, Nietzsche’ye dek, başkaldırı yalnızca acımasız ve aklına eseni yapan bir tanrıya, hiçbir inandırıcı neden olmadan, Habil’in kurban edilmesini Kabil’inkine yeğ tutan, böylelikle de ilk cinayete yol açan tanrıya yönelir. Dostoyevski düşte, Nietzsche ise gerçekte, başkaldırmış düşüncenin alanını ölçüsüzce genişletecekler, sevgi tanrısından da hesap soracaklardır. Nietzsche, Tanrı’yı ÇAĞDAŞLARININ RUHUNDA ölmüş sayacaktır. Bundan sonra, öncüsü Stirner gibi, yüzyılın düşüncesinde aktöre görünüşleri altında oyalanan Tanrı görüntüsüne saldıracaktır. Ama onlara gelininceye dek, örneğin inançsız düşünce, İsa’nın tarihini (Sade’ın deyimiyle, ‘bu dümdüz romanı’) yadsımak ve yadsımalarında bile korkunç tanrı geleceğini sürdürmekle yetinmiştir.”