lafimagücenme

lafimagücenme
@Atayevski
avukat
İzmir
Giresun, 1998
84 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
“Hümazinma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhalesi, insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin BENİMSENMESİYLE başlar. Sanat şubeleri içinde edebiyat, bu ifadenin zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını KENDİ DİLİNDE, daha doğrusu KENDİ İDRAKİNDE tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o ESERLER NİSPETİNDE ARTIRMASI, CANLANDIRMASI ve YENİDEN YARATMASIDIR.”
Hasan Ali Yücel
Hasan Ali Yücel
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Nietzsche Tanrı’yı çağdaşlarının RUHUNDA ölmüş sayacaktır. “Hıristiyanlığı mahkum ediyorum; Hıristiyan kilisesine, bir savcının şimdiye dek ağzından çıkmış en korkunç suçlamayı yöneltiyorum. O, bana göre, düşünülebilecek yozlaşmaların tümünden çok daha büyüktür; olabilecek yozlaşmaların en kötüsüdür, olabilecek en uç yozlaşma istemidir. Hıristiyan kilisesi, bu çürümüşlüğü bulaştırmadık hiçbir şey bırakmadı; her değeri değersizliğe, her gerçekliği bir yalana ve her dürüstlüğü bir ruh alçaklığına çevirdi. Bana kalkıp onun ‘insancıl’ nimetlerinden söz ediliyor! Acıyı ortadan kaldırmaya yönelik her türlü çaba, en derin çıkarlarına aykırıdır; o, acıyla yaşar; kendisini ölümsüz kılmak için acı yaratır...”
Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche
“Batı, Hristiyan kaldığı sürece, kutsal kitaplar yeryüzüyle gökyüzü arasında aracılık etmiştir. Başkaldırının her yalnız çığlığına karşılık olarak en büyük acının görüntüsü sunuluyordu. Bu acıyı İsa da çektiğine, hem de isteyerek çektiğine göre, hiçbir acı haksız değildi artık, her sızı gerekliydi. Bir anlamda Hristiyanlığın acı sezgisi ve insan yüreği konusundaki haklı karamsarlığı, GENELLEŞMİŞ ADALETSİZLİĞİN insan için ADALET KADAR DOYURUCU OLUŞUNDANDIR. Suçsuzluğun uzun ve evrensel acısını suçsuz bir tanrının kurbanlığı haklı çıkarabilirdi ancak. Gökyüzünden yeryüzüne dek her şey acıya terk edilmişse, garip bir mutluluk umudu var demektir.”
Sayfa 50·Kitabı okudu
“Dostoyevski’ye, Nietzsche’ye dek, başkaldırı yalnızca acımasız ve aklına eseni yapan bir tanrıya, hiçbir inandırıcı neden olmadan, Habil’in kurban edilmesini Kabil’inkine yeğ tutan, böylelikle de ilk cinayete yol açan tanrıya yönelir. Dostoyevski düşte, Nietzsche ise gerçekte, başkaldırmış düşüncenin alanını ölçüsüzce genişletecekler, sevgi tanrısından da hesap soracaklardır. Nietzsche, Tanrı’yı ÇAĞDAŞLARININ RUHUNDA ölmüş sayacaktır. Bundan sonra, öncüsü Stirner gibi, yüzyılın düşüncesinde aktöre görünüşleri altında oyalanan Tanrı görüntüsüne saldıracaktır. Ama onlara gelininceye dek, örneğin inançsız düşünce, İsa’nın tarihini (Sade’ın deyimiyle, ‘bu dümdüz romanı’) yadsımak ve yadsımalarında bile korkunç tanrı geleceğini sürdürmekle yetinmiştir.”
Sayfa 50·Kitabı okudu
“Basilideides’e göre, din kurbanları, hatta İsa, acı çektikleri için günah işlemişlerdir. Garip ama acıdaki haksızlığı kaldırma ereğini güden bir düşünce. Din filozofları en güçlü ve saymaca yargılamanın yerini, insana bütün şansları bırakan yetişime, yani bir Helen kavramına vermek istemişlerdir yalnız. İkinci kuşak filozoflarında gördüğümüz tarikat bolluğu Helen düşüncesinin Hıristiyan evrenini erişilir kılmak ve Helenciliğin kötülüklerin en kötüsü saydığı bir başkaldırının nedenlerini ortadan kaldırma yolundaki çeşitli ve ateşli çabalarını çok iyi belirtir. Ama kilise bu çabayı suçlamış, suçlamakla da BAŞKALDIRMIŞLARI ÇOĞALTMIŞTIR.”
Sayfa 49·Kitabı okudu