lafimagücenme

lafimagücenme
@Atayevski
avukat
İzmir
Giresun, 1998
84 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
“Dostoyevski’ye, Nietzsche’ye dek, başkaldırı yalnızca acımasız ve aklına eseni yapan bir tanrıya, hiçbir inandırıcı neden olmadan, Habil’in kurban edilmesini Kabil’inkine yeğ tutan, böylelikle de ilk cinayete yol açan tanrıya yönelir. Dostoyevski düşte, Nietzsche ise gerçekte, başkaldırmış düşüncenin alanını ölçüsüzce genişletecekler, sevgi tanrısından da hesap soracaklardır. Nietzsche, Tanrı’yı ÇAĞDAŞLARININ RUHUNDA ölmüş sayacaktır. Bundan sonra, öncüsü Stirner gibi, yüzyılın düşüncesinde aktöre görünüşleri altında oyalanan Tanrı görüntüsüne saldıracaktır. Ama onlara gelininceye dek, örneğin inançsız düşünce, İsa’nın tarihini (Sade’ın deyimiyle, ‘bu dümdüz romanı’) yadsımak ve yadsımalarında bile korkunç tanrı geleceğini sürdürmekle yetinmiştir.”
Sayfa 50·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
“Basilideides’e göre, din kurbanları, hatta İsa, acı çektikleri için günah işlemişlerdir. Garip ama acıdaki haksızlığı kaldırma ereğini güden bir düşünce. Din filozofları en güçlü ve saymaca yargılamanın yerini, insana bütün şansları bırakan yetişime, yani bir Helen kavramına vermek istemişlerdir yalnız. İkinci kuşak filozoflarında gördüğümüz tarikat bolluğu Helen düşüncesinin Hıristiyan evrenini erişilir kılmak ve Helenciliğin kötülüklerin en kötüsü saydığı bir başkaldırının nedenlerini ortadan kaldırma yolundaki çeşitli ve ateşli çabalarını çok iyi belirtir. Ama kilise bu çabayı suçlamış, suçlamakla da BAŞKALDIRMIŞLARI ÇOĞALTMIŞTIR.”
Sayfa 49·Kitabı okudu
“Başkaldırı kişisel tanrıdan kişisel olarak hesap sorabilir. O egemenliğini sürdürmeye başlar başlamaz, başkaldırı en azgın kararlılığıyla dikilir, kesin hayırı çıkarır ağzından. Bugün yaşadığımız biçimiyle başkaldırının tarihi, Prometheus’un öğrencilerinden çok, Kabil’in çocuklarının başkaldırısıdır. Bu bakımdan, her şeyden önce Tevrat hız verecektir başkaldırıcı güce. Buna karşılık, Pascal gibi, başkaldırmış us yolunu tamamlayınca, İbrahim’in, İshak’ın ve Yakub’un Tanrısı’na boyun eğmek gerekecektir. En çok kuşkuyu duyan ruh, en büyük yazgıcılığa sarılacaktır.”
Sayfa 47·Kitabı okudu
“Lucretius için dindarlık, ‘her şeye hiçbir şeyin bulandırmadığı bir düşünceyle bakabilmek’tir kuşkusuz. Lucretius, öteki dünyadaki cezalardan korkanları alaya alırsa da Epikuros gibi savunucu bir başkaldırının atılımı içinde değil, saldırgan bir uslamlamayla yapar bunu: İyiliğin ödüllendirilmediğini daha şimdiden, yeterince gördüğümüze göre, kötülüğün cezalandırılacağını nasıl söyleyebiliriz?”
Sayfa 46·Kitabı okudu
“Ödülü, cezası olmayan, sağır bir tanrı, başkaldırmışın biricik dinsel imgelemidir. Ama Vingy, Tanrı’nın sessizliğine lanet edecekken, Epikuros, ölmek gerektiğine göre, insanın sessizliğinin bizi bu yazgıya kutsal sözlerden daha iyi hazırlayacağını düşünür. Bu garip usun uzun çabası insanın çevresinde surlar yükseltme, bu kaleye siperler yerleştirme, insan umudunun bastırılmaz çığlığını amansızca boğma yolunda harcanır. İşte o zaman, yalnız o zaman, yani bu ‘stratejik’ çekilme tamamlandıktan sonra, Epikuros, insanlar ortasında bir tanrı gibi, başkaldırışının savunucu niteliğini çok iyi belirten bir sesle utkunun türküsünü söyleyecektir. ‘Tuzaklarını bozdum, ey yazgı, bana ulaşmanı sağlayabilecek bütün yolları kapattım. Ne sana yenileceğiz ne başka kötü güce. Ve kaçınılmaz yolculuk saati çaldığı zaman, yaşama boşu boşuna sarılanlar karşısındaki horgörümüz şu güzel türküde çınlayacak: Ah! Nasıl da ONURLU yaşadık.”
Sayfa 45·Kitabı okudu