lafimagücenme

lafimagücenme
@Atayevski
avukat
İzmir
Giresun, 1998
84 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
“İnsanların bütün mutsuzluğu kendilerini kalenin sessizliğinden koparan, kurtuluş bekleyişi içinde surlara atan umuttan gelmektedir. Bu usdışı davranışların özenle sarılmış yaraları yeniden açmaktan başka etkileri yoktur. Bunun için, Epikuros tanrıları yadsımaz, uzaklaştırır onları; ama öyle baş döndürücü bir biçimde uzaklaştırır ki, ruhun yeniden duvarlarla çevrilmekten başka çaresi kalmaz. ‘Mutlu ve ölümsüz yaratığın hiçbir işi yoktur, hiç kimseye de bir iş çıkarmaz.’ Lucretius da pekiştirir: ‘Tanrıların, nitelikleri dolayısıyla, en derin huzur içinde, bizim işlerimize yabancı olarak ölümsüzlüğün tadını çıkardıkları yadsınamaz.’ Öyleyse tanrıları unutalım, hiç düşünmeyelim onları, o zaman ‘ne günün düşünceleri ne de geceki düşleriniz sıkıntı verir size.’
Sayfa 44·Kitabı okudu
Reklam
“Yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz,” der Epikuros. Öyleyse dünyanın tadını çıkarmalıdır. Ama ne garip bir tat çıkarma! Kalenin duvarlarını tıkamaktan, sessiz boşlukta ekmek ve su sağlamaktan öte bir şey değil. Ölümün tehtidi altında bulunduğumuza göre, onun hiçbir şey olmadığını kanıtlamamız gerekir. Epiktetos ve Marcus Aurelius gibi, Epikuros da ölümü varlıktan uzaklaştırır. “Bizim açımızdan ölüm hiçbir şey değildir, çünkü bozulmuş olan şey duyamaz, hiç duyulmayan da bizim için hiçbir şey değildir.” Hiçlik mi? Hayır, çünkü HER ŞEY maddedir bu dünyada, ölmekse yalnızca MADDEYE DÖNMEK demektir.
Sayfa 44·Kitabı okudu
“Başkaldıran kişi, yoksamaktan çok, meydan okur. Hiç değilse başlangıçta, Tanrı’yı silmez, yalnızca eşit eşite konuşur onunla. Ama kibar bir söyleşim değil, yenme isteğinden hız alan bir tartışma söz konusudur. Köle adalet istemekle başlar, krallık istemekle bitirir işi. Şimdi de kendisi EGEMEN olmalıdır. Koşula karşı ayaklanma, önce tahtından indirildiği, sonra da ölümle yargılandığı bildirilecek bir tutsak kral alıp getirmek üzere, gökyüzüne karşı bir büyük akın olarak düzenlenir. İnsan ayaklanışı DOĞAÖTESİ bir DEVRİM olarak sonuçlanır. Görünüşten eyleme, gösterişçiden devrimciye doğru ilerler. Tanrı’nın tahtı yıkıldıktan sonra, ayaklanmış kişi kendi koşulu içinde boşu boşuna arayıp durduğu ADALETİ, DÜZENİ, BİRLİĞİ kendi elleriyle YARATMANIN, böylece Tanrı’nın ‘düşüşü’nü doğrulamanın boynuna borç olduğunu kabul edecektir. O zaman, gerekince cinayete de başvurmak pahasına, insan egemenliğini kurtarmak için umutsuz bir çaba başlayacaktır. Bu da şimdilik yalnızca birkaçını tanıdığımız korkunç sonuçlar yaratmadan yürümez. Ama bu sonuçlar başkaldırının ürünü değildir, daha doğrusu, başkaldırmış kişinin kaynaklarını unuttuğu, evet ile hayır arasındaki sert GERİLİMDEN bıktığı, kendini en sonunda her şeyin YOKSANIŞINA ya da tam BOYUN EĞİŞE bıraktığı ölçüde doğar.”
Sayfa 39·Kitabı okudu
“Başkaldıran kişi parçalanmış bir dünya üzerinde dikilir, onun birliğini ister. İçindeki adalet ilkesini yeryüzünde işbaşında gördüğü adaletsizlik ilkesine karşı çıkarır. Öyleyse, başlangıçta, bu çelişkiyi çözmekten, elinden gelirse, adaletin ya da, sabrı tüketilirse, adaletsizliğin, birleştirici egemenliğini kurmaktan başka bir istediği yoktur.”
Sayfa 38·Kitabı okudu