İlkel insanın bizden köklü bir şekilde farklı düşündüğünü, hissettiğini ve algıladığı gösteren hiçbir şey yoktur. Ruhsal işleyişi aynıdır ancak temel varsayımları değişiktir. Bununla kıyasladığımızda, bize oranla daha sınırlı bir bilince sahip olması, veya sahipmiş gibi görünmesi, veya zihinsel faaliyetlerini fazla, hatta hiç, odaklayamaması göreceli olarak daha önemsiz bir veridir. Zihinsel açıdan odaklanamama Avrupalılara çok acayip gelmektedir. Örneğin, ben asla bir sohbeti iki saatten uzun sürdüremedim, çünkü yerliler yorulduklarını belirttiler. Çok zor olduğunu söylediler, oysa ben gelişigüzel biçimde çok basit sorular soruyordum. Ama aynı yerliler avlanırken veya bir yolculuk esnasında harika bir odaklanma kapasitesi ve dayanıklılık gösteriyorlardı. Örneğin benim mektuplarımı taşıyan yerli hiç durmadan yetmiş beş mil koşabiliyordu. Altı aylık hamile bir kadının sırtında bebeği, ağzında uzun piposu, 95 derece sıcaklıkta, bir ateşin çevresinde sabaha kadar hiç yorulmadan dans ettiğini gördüm. Bu nedenle ilkel insanların kendilerini ilgilendiren konulara odaklanma kapasitelerini inkar etmek mümkün değildir. Eğer biz de bizi ilgilendirmeyen konulara dikkatimizi yoğunlaştırmaya uğraşırsak, ne kadar kısa sürede odaklanma gücümüzün azaldığını görebiliriz. Onlar gibi, biz de duygusal dip akıntılarımıza bağımlıyız.