Siyasi küreselleşmenin, emperyalizmin yeni ve daha şık nitelendirmesi olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerek.Nial Ferguson,"Yeni Emperyalizme Hoşgeldiniz"
Büyük yaşam ustaları, "sahip olmak" ile "olmak" arasındaki farklılığı, sistemlerinin ana konusu olarak ele almışlardır. Buddha, insancıl evriminin en üst basamağına ulaşmak isteyenlerin, sahip olmak güdüsünden kurtulmaları gerektiğini öğretirken, İsa: "Kim canını kurtarmak isterse, onu feda edecektir.
Ama kim canını benim uğrumda verirse, onu kurtaracaktır. Çünkü bir insan bütün dünyayı kazansa, ama kendi benliğini çürümeye terketse veya kendini cezalandırsa, eline ne geçecektir ki?" (Luka 9:24-25) demiştir. Meister Eckhart'ın öğretisi de buna benzer. Eckhart'a göre, ruhsal zenginlik ve güçlülüğe erişmenin tek çaresi, hiçbir şeye sahip olmamak, kendini açık ve "boş" yapmak, yani gerçek benliğe giden yolun önünü kapatmamaktır.
Marx ise, gerçek amacın çok şeye "sahip olmak" değil, çok "olmak" olduğunu belirtir ve bu yolda lüksün de, tıpkı fakirlik gibi önemli bir yük ve engel olduğunu söyler.
Yaşayabilmek için, o şeylere sahip olmamız gerektiğini düşünürüz.
Ama sahip olmanın, daha çok şeye sahip olmanın, yaşamın tek amacı olarak açıklandığı, insanların değerlendirilmesinde "milyon değerinde" gibi tanımlamaların kullanıldığı bir toplumda, "sahip olmak” ile "olmak” arasındaki farkın anlaşılamamasını doğal karşılamak gerekir. Ayrıca, çoğu kez "olmak"ın tek yolu da "sahip olmak"tan geçiyor gibi tanıtılmaktadır. Yani günümüz toplumsal değer yargılarına göre "hiçbir şeye sahip olmayan bir kişi, bir hiçtir" sonucuna varıyoruz.
Kıta topraklarındaki Roma-Barbar krallıkların doğuşu ise farklı olmuştur. Bu krallıklar daha önceden bir imparatorluğa bağlı olmuş bölgeleri istila eden yabancı güçlerden doğmaz; Roma'nın erken imparatorluk döneminden beri, sınır ötesi Germen kabilelerinin iç işlerine müdahale etmek için başvurduğu diplomatik antlaşma olan foedera'nın uygulanması sonucunda bu topraklarda ortaya çıkar. Marcus Aurelius döneminden itibaren Barbarları toprağa bağlı çiftçiler olarak imparatorluk topraklarına kabul etme geleneği başlar; Diocletianus'la ise laeti ve gentiles, yani askeri sorumlulukları olan yarı özgür çiftçiler olarak kabul edilmeye başlanırlar, kamu topraklarına yerleştirilir ve daha öncekilerin tersine etnik topluluklar halinde örgütlenirler. Geç antik döneme ait bir yenilik olmayan bu uygulamaların bir neticesi olarak da V. yüzyılda foedera adı verilen antlaşma ortaya çıkar. Bu sisteme göre Barbar halkları, imparatorluğun belli bir bölgesine, bir kralın imparatorun vekili olduğu bir bölgeye yerleştirilir ve Barbar birlikleri Romalı foederati [foedera antlaşmasına taraf] birlikleri sayılır; örneğin Vizigotlar 451 yılında Catalaunum Ovası Savaşı'nda Romalılarla birlikte Attila'ya karşı mücadele ederler.