Ares ares

Ares ares
@Ates8
Bilim, kendimizi ve başkalarını kandırmamanın en gerçek yoludur.
Onyedinci yüzyılda patlak veren Ingiliz lç Savaşı sırasında su yüzüne çıkan toplumsal kavgalann kökenleri, birkaç yüzyıl öncelerine dayanan kanşık bir değişme süreci içinde yatar. Bu sürecin kesin olarak ne zaman başladığı söylenemeyeceği gibi, bunun bir iç savaş biçimini almasının kaçınılmaz bir sonuç olduğu da kanıtlanamaz. Ancak sürecin niteliği yeterince açıktır. Çağdaş ve laik bir toplum, güçlü ve her yana dal budak salmış feodal ve dinsel bir düzen içinde; ağır ağır yolunu açarak ilerlemekteydi.2 Daha kesin bir deyişle, öndördüncü yüzyıldan başlayarak, ticaretin gerek kırsal bölgelerde gerekse kentlerde giderek artan bir önem kazandığını, feodalizmin tahtından indirilerek yerini, Ingiltere'nin oldukça zayıf mutlak monarşisinin aldığını gösteren birçok belirtiler görülüyor. Her iki gelişme, bir dereceye dek; bir uygarlık türünün gerilemesi ve bir yenisinin yükselişi sırasında zorunlu olarak ortaya çıkan endişe ve acıları yansıtan, bir dereceye dek de bu endişeleri ve acıları besleyen ve giderek keskinleşen bir din savaşı çerçevesinde yer almaktadır.
Reklam
İnsanların bir araya gelmeleri, ikinci derecedeki ve lüks ihtiyaçlarından çok, temel ve mecburî ihtiyaçlarını karşılamak yardımlaşma amacına yöneliktir.
İbn-i Haldun, Mukaddime'sinde kendisine kadar hiç kimsenin üzerinde araştırma yapmayı düşünmediği yeni bir alanı ve bu alana ait özel meseleleri konu almış ve yeni bir ilim kurmak istemiştir. Bu bilime "umran ilimi" (İlmü'l-Umrân) adını vermiştir. Bu yeni ilimin ele alacağı alan insanî umran, yani cemiyet hayatı ve onun örgütlenmesidir. Ona göre umran ilimi, milletler ve devletler için çok gereklidir. Devletlerin doğuşları, gelişmeleri, yıkılışları, buhranları, ihtilâlleri ancak bu bilim sayesinde öğrenilebilir. İbni Haldun'a göre, insanların topluluk hâlinde ve toplum içinde yaşaması zorunludur. İnsan, tabiatı gereği sosyal bir varlıktır. İnsanların bir araya gelmeleri, ikinci derecedeki ve lüks ihtiyaçlarından çok, temel ve mecburî ihtiyaçlarını karşılamak yardımlaşma amacına yöneliktir.
Hiç tartışmasız, nüfusta belirgin bir azalmanın yaşandığı uzun bir çöküş döneminden oluşan ortaçağın başlangıcındaki olaylara bakarken ciddi sorular karşımıza çıkar. Bu dönem aynı zamanda antikçağm sona erdiği ve kendilerine özgü toplumsal kümelenme şekilleri, dilleri, kurumlan ve yasaları olan Barbar halklarından yeni bir karışımın oluştuğu dönemdir. Roma împaratorluğu'ndaTheodosius'tan beri (y. 347-395, > 379) devlet dini olan Hıristiyanlık bu dönemde ortak bir dini kültür olarak yayılır ve zaman içinde halkların duygularını derin bir şekilde etkiler. Bu dönemde siyasal ve ekonomik yaşam Orta Akdeniz'den kuzeye ve doğuya doğru ka­ yar ve ileride ulusların (Vizigotlar, Longobardlar [Lombardlar] ve Neust- ria ile Austrasia bölgelerine aynlan Franklar) oluşacağı bazı alanlann çevresinde günümüzde bildiğimiz haliyle Avrupa oluşmaya başlar, ancak doğu sınırı uzun bir süre boyunca coğrafi sınır olarak alışkın olduğumuz bölgenin çok daha doğusunda kalacaktır. Bu uzun tarihi dönemde yeni bir imparatorluğun -Karolenj İmparatorluğu'nun- doğuşu ile parçalanışı gerçekleşir, güçlerin merkezde toplanma eğilimi ve yüzyıllar bo­ yunca faal olacak olan merkezkaç güçler sınanır, prensler ile Avrupa'nın papalar ve devlet ile kilise arasındaki güç ilişkileri zorlanır. değişimi Bunların yanı sıra feodal sistemin üzerine büyük toprak mülki­ yetleri, mesleklerin babadan oğula geçmesi ve köylülerin köleliği üzerine kurulu olan -ve birçok köklü değişime ve yeniliğe rağmen XIX. yüzyıla kadar bu kıtanın bağ dokusu olmaya devam edecek- yeni bir toplumsal ve ekonomik düzen kurulur.
Bu uygarlıkta yani Ortaçağda bir yandan vahşet, şehvet ve zalimlik ser­gilenirken, öte yandan Tanrı ve Tanrı'nın ödülleri ile cezalarına kalpten inanılarak dindarlığa dayalı bir hayat yaşanırdı ve uyulan ahlak idealleri büyük bir masumiyetle ihlal edilirdi.
Reklam