Ama Gibbon'un tersine Hegel, Hıristiyanlığın çıkışını bir dizi tesadüfi, heterojen toplumsal faktörlere bağlama eğiliminde değildi. Hegel'in Kantçı özgürlük fikrine ve ahlak yasasının kişinin kendisince konulmasına olan ilgisi, onun Gibbon'un Aydınlanma tarihçiliğinin çizdiği resmin çok ötesine geçen bir varsayım kurmasına yol açtı. Hegel, Hıristiyanlığın Antik Çağ'ın büyük pagan dinlerinin yerini almasıyla ilgili şöyle der: "Bir bakışta göze çarpan büyük devrimler , çağın ruhunda gerçekleşen sessiz ve gizli bir devrimle öncelenir; bu devrim her göze gözükmez, özellikle çağdaşlarınca algılanamaz ve ne ayırt edilmesi kolaydır ne de sözlere dökülmesi ... Yerel ve kadim bir dinin yerini yabancı bir dinin alması, tinsel alanın kendisinde olan bir devrimdir , bu nedenle nedenleri de zamanın tİninde bulunmalıdır. "
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
HEGEL'e göre İsa'nın takipçileri ve ilk Hıristiyanlar, kendileri de ilk aşamalarda üstlendikleri yükümlülüklerin farkında olmadan, istemeyerek Hıristiyanlığı pozitif bir din olarak kurarlar. Üyelerin gönüllü olarak katıldığı küçük bir mezheptirler (ve bu şekilde mezhebin kuralları üyelerce "benimsenmektedir") ve bu açıdan Aristotelesçi anlamda bir tür arkadaşlık grubudurlar.52 Ama grup büyüdükçe ve etkisi arttıkça, görüşlerindeki "pozitiflik" de ağırlığını hissettirmeye başlar. Devleti ve pozitif hukuku ele geçirdiklerinde, dinleri de tamamen "pozitif" bir kimliğe bürünür. Düşünme özgürlüğü tamamen ortadan kaldırılır ve üyelerine belirli bir tarzda hissetmeleri gerektiğine dair verdikleri emirler , özgürlük ve güzellik hissini tamamen kaybetmiş ikiyüzlü ve kendini aldatan ruhsuz bir topluluğun ortaya çıkmasına yol açar.
Hegel'in göstermeye çalıştığı karşıtlık, etik-dinsel bir Kantçı kahraman olan, insanların özgürleşmesini ve güçlerini geliştirerek kendi ahlaki yasalarını koymalarını (Kantçı anlamda erdemli olmalarını) isteyen İsa ile, İsa'nın öğretilerini yozlaştıran ve Hıristiyanlığı, öğretileri ÖZGÜR AKIL yerine otoriteye dayanan pozitif bir din olarak kuran İsa'nın takipçileri (havarileri, ilk kilise babaları) arasındadır. İsa'nın kendi öğretileri "pozitif" değildir, eski otoriter sistemin yerine yeni bir otoriter sistem getirmeyi amaçlamaz. Ama kendi öğretilerinin işitilmesi için, İsa kendi kişiliği üzerine bir otorite yüklemek durumunda kalmıştır. Kendi döneminin yozlaşmış koşulları düşünüldüğünde, "sadece aklın kendisine başvurulmasını önermek, balığa vaaz vermekten farksızdır. " Böylece hareketin "pozitifliğe" doğru yöneleceği yol açılmış olur.
Hegel ilginç bir şekilde Hıristiyanlığın erken dönemini İsa'nın öğretilerine ihanet olarak değerlendirmez; bunun yerine, o dönemdeki yozlaşmayı öğretilerin ortaya çıktığı koşullara bağlar.
Hegel İsa 'yı sanki Kantçı reçeteye uyan bi r öğretiyi vaaz eder gibi gösterir. Ama ona göre Yahudi halkının yozlaşması (bu konuyu Gibbon'un Roma lmparator/uğu'nun Gerileyiş ve Çöküş T arihi'nin 15.
bölümünden almış gibidir)47 onların İsa'nın mesajını almasını imkansız kılmıştır. Hegel'in o dönemdeki görüşüne göre Yahudiler, kendi dinle rini, yasaya tabi olup ona itaat etmeye dönüştürmüşler ve böylelikle bütün bireysel özgürlükleri ortadan kaldırmışlardır. İsa'nın takipçileri de Yahudilerin ilahi yasaya bağlılığına katılıp yozlaştıklarından, İsa'nın öğretilerini -"hakikat ve özgürlüğün kendi çabalarında" yattığını ve erdemli yaşamın bu yoldan geçtiğini salık veren öğütlerini-48 kabul edil mesi imkansız olarak görmüşler ve İsa'nın öğretilerini, bu öğretilerin hakikatini kavradıklarından değil, İsa'nın kendi kişisel otoritesine, onun sözlerine bağlılıktan dolayı kabul ettiklerini ilan etmişlerdir. İsa'nın takipçileri ile kendi başlarına düşünmeyi öğrenen Sokrates'in takipçileri arasındaki fark belirgindir: Hegel'in ifade ettiği gibi, "İsa'nın takipçileri özgür bir toplumun yurttaşının kendi vatanında uğraştığı gibi politik ilgileri yoktur; tüm ilgileri kişi olarak İsa'yla sınırlanmıştır," öte yandan Sokrates'in takipçileri, "Sokrates'i erdemi ve felsefesi için severler, erdemi ve felsefeyi onun yüzünden seviyor değillerdir. "
"Onun bütün kusuru fazla alıngan olması,» diye cevap verdi. «Kendisini üstün bir varlık gibi görüyor. Biri kendisine itiraza kalktı mı da, bunu şahsına yapılmış bir hakaret sayıyor."