Atilla

Reklam
Eğitimden sonra- toplandık ve toplantı yerine başta Liman von Sandres olduğu halde, manevraları takip eden bütün kumanda heyeti de geldi ve beni ortaya çağırdılar, ortaya çıktım, kalabalık kumanda heyetine sokulmamı emrettiler; neyin nesi olduğundan hiç haberim olmayan, ben, kendi kendime içimden eyvah dedim: "herhalde eğitim sırasında- çileklerle yemlendiğimi fark ettiler, muhakkak ve en azı bir meydan tembihi alacağız" diye düşünürken, bunların aralarında bulunan kendi subaylarımız beni, kaşlarıyla gözleriyle daha yakına gelmemi işaret ediyorlardı; ben de yeni bir ahıra giren bir hayvan insiyakiyle -içgüdüsüyle- etrafı sanki koklar gibi gözüme ilişenlere dikiz ederek habire kalabalığa doğru sokuluyordum ve nihayet 25-30 kişiden ibaret kumanda heyetine ben de kavuştum. Fakat kumandanlarımız olan, bir ikisinden başka kimseyi tanıdığım yok; zaten kimsenin de yüzüne, Japonların kendi imparatorlarının yüzüne bakamadıkları gibi ben de bakmıyordum ki!... Yalnız fırsat bulduğum anda, tam gözümle değil de gözümün kuyruğu ile, kalabalığın arasında kendi kumandanlarımdan bazılarını fark ediyor ve biraz cesarete geliyordum; nihayet sokula sokula bir yerde beni durdurdular.
İktisadi bakımdan memleket oldukça ağır duruma düştü. Millet sözün tam manasıyla aç, çıplak ve sefil kalmak suretiyle, Türk sultanlarının en müstebidi, kendilerinin hallettiği Abdülhamit otuzüç senelik sultanlık devrinde memleketi, hiç olmazsa parça parça batı emperyalistlerine peşkeş çekmekle iktifa etti, İttihatçılar ise, turancılık gibi saçma sapan bir hayalden ibaret olan emperyalist akideler peşinde binlerce, yüz binlerce yurttaşını cephelerde çoğu soğuktan ve sefaletten olmak üzere mahvettiler ve Anadolu'da Türk ana ve kızlarını, sabanlarındaki bir tek eşek veya inek, hayvana eş olarak koşturmaları suretiyle batı emperyalistleri nam ve hesabına sömürülmeye zorladılar.
Burası İstanbul, ne yakın ve ne de uzak akraba denilenlerden ve ne de hükümet ve memurlarından bir destek ve yardım beklemekten ümitsiz, kendimin de bir cüz'ü bulunduğum cahil ve eçheller [kara cahiller] akıntısına kendimi, dümeni kırılmış bir yelkenlinin açık denizlerde fırtınaya kaptırıp kendini koyuverdiği gibi, kaptırdım, koyuverdim ve küçük zabit mektebine kabulüm için de dilekçemi verdim.
Artık tamamen cahil olan kendi muhitindekilerden daha cahil ve üstelik de aşırı mutaassip olan babam, bana boyuna hiç görmediği, bilmediği ve aklı ermediği mektebin propagandasını yaparak, bu mektebe girmeme beni teşvik ediyordu.
Reklam