Eğitimden sonra- toplandık ve toplantı yerine başta Liman von Sandres olduğu halde, manevraları takip eden bütün kumanda heyeti de geldi ve beni ortaya çağırdılar, ortaya çıktım, kalabalık kumanda heyetine sokulmamı emrettiler; neyin nesi olduğundan hiç haberim olmayan, ben, kendi kendime içimden eyvah dedim: "herhalde eğitim sırasında- çileklerle yemlendiğimi fark ettiler, muhakkak ve en azı bir meydan tembihi alacağız" diye düşünürken, bunların aralarında bulunan kendi subaylarımız beni, kaşlarıyla gözleriyle daha yakına gelmemi işaret ediyorlardı; ben de yeni bir ahıra giren bir hayvan insiyakiyle
-içgüdüsüyle- etrafı sanki koklar gibi gözüme ilişenlere dikiz ederek
habire kalabalığa doğru sokuluyordum ve nihayet 25-30 kişiden ibaret kumanda heyetine ben de kavuştum. Fakat kumandanlarımız olan, bir ikisinden başka kimseyi tanıdığım yok; zaten kimsenin de
yüzüne, Japonların kendi imparatorlarının yüzüne bakamadıkları gibi ben de bakmıyordum ki!... Yalnız fırsat bulduğum anda, tam gözümle değil de gözümün kuyruğu ile, kalabalığın arasında kendi kumandanlarımdan bazılarını fark ediyor ve biraz cesarete geliyordum; nihayet sokula sokula bir yerde beni durdurdular.