Birbirimizle savaştığımızı itiraf ediyorum, ama iki türlü savaş vardır. Biri, bağımsız tarafların güçlerinin ölçüştüğü şövalyece savaştır; herkes kendi başınadır, kendine kaybedip, kendine kazanır.
Bir de sokmakla kalmayıp, aynı zamanda hayatta kalabilmek için kan emen haşaratın savaşı vardır.
Bu, asıl paralı askerdir ve bu sensin.
Yaşamla baş edemiyorsun; ama kendine bu halinle rahat, tasasız ve kendini suçlamadan bir düzen kurabilmek için, senin yaşama dair bütün becerilerini senden alıp kendi ceplerime soktuğumu kanıtlıyorsun.
Bunlarla, senin dediğin gibi aile olma ruhunu yitirmekle kalmadım, aksine içimde aileye yönelik bir ruh vardı hâlâ, ama genelde olumsuzdu ve senden (tabii ki hiç bitmeyecek) içsel kopuşla ilgiliydi.
Aile dışında kalan insanlarla ilişkilerim senin etkin yüzünden muhtemelen daha çok zarar gördü.
Benim ihtiyacım biraz yüreklendirilme, biraz güleryüz, biraz da yolumun açılmasıydı; ama sen bunun yerine yolumu kapattın, tabii bunun kendime başka bir yol seçmem için iyi niyetle yaptın. Ne var ki ben bunu becerecek biri değildim.
Her durumda biz seninle çok farklıydık ve bu farklılığımız yüzünden birbirimiz için öyle tehlikeliydik ki, ağır gelişen bir çocuk olan benim ve senin gibi gelişimini tamamlamış bir adamın birbirlerine ileride nasıl davranacaklarını biri önceden hesaplamak istese, senin beni benden geriye hiçbir şey kalmayacak şekilde düpedüz ayaklarının altına alıp ezeceğini varsayabilirdi.
Ben yine de hiç değilse herhangi bir yakınlık ya da duygudaşlık işareti gösterebilirdim; bunun yerine öteden beri senden kaçıp odama, kitaplara, zıpır arkadaşlara ve çılgınca fikirlere sığındım.