...Rahibeler Çalışması olarak bilinen ve manastırda yaşayan yüzlerce Katolik rahibeyi ele alan onlarca yıllık bir çalışma filizlendi. Bütün rahibeler, çalışma kapsamında bilişsel işlevlerinin düzenli olarak test edilmesini, tıbbi kayıtların paylaşılmasını ve ölümlerinden sonra beyinlerini bağışlamayı kabul etmişti.
Şaşırtıcı sonuç bilişsel olarak herhangi bir düşüş yaşamayan - ve son derece kıvrak bir zekâya sahip olan- bazılarında, otopsi sonuçlarının Alzheimer hastalığıyla delik deşik olmuş bir beyne işaret etmesiydi.
Başka bir ifadeyle, nöral ağları fiziksel olarak bozulmakta olduğu halde, performansları sağlam kalmıştı.
Bu nasıl açıklanabilirdi?
İşin sırrı, manastırdaki rahibelerin, zekalarını son günlerine kadar kullanmak zorunda oluşlarıydı.
Sorumlulukları, rutin işleri, sosyal hayatları vardı; tartışmalara giriyor, oyun geceleri ve grup tartışmaları düzenliyorlardı. Seksen yaşını devirmiş insanlarda genellikle olduğu gibi, kendilerini televizyon karşısındaki kanepeye atacakları bir emeklilik yaşamamışlardı. Kullandıkları nöral yollardan bazıları fiziksel olarak dağılmakta olduğu halde, zihinsel yaşamlarının etkin kalışı beyinlerini sürekli olarak yeni köprüler kurmaya itmişti.
Nöronlar ne de olsa yaşamlarını sürekli ait oldukları yeri aramakla geçirirler. Duyargalarını çıkarmış durumdadırlar hep. İyi bir cevap aldıklarında yola devam ederler ama yüz bulamadıklarında şanslarını yakınlardaki diğer nöronlarla denerler. Herhangi bir olumlu geribildirim alamadıkları bir noktaya geldiklerindeyse belirli bir yere ait olmadıkları mesajını sonunda kabul etmek zorunda kalırlar.
Üretken ülkeler bütün dünyada, fazla uysallık ile fazla katılık arasındaki hassas bölgede dengesini koruyabilen ülkelerdir. İki partili sistemler bu noktada çok işe yarar ve konumuz gereği muhafazakârlar ve liberalleri, nörotransmisyon sürecinin rekabet halindeki iki unsuru -baskılama ve uyarma- olarak ele alabiliriz.
Genellikle bir parti, diğerine üstünlük sağlar ama çok az farkla.
Başkan sıklıkla partilerden birinden çıkarken, Kongre diğerinin yaklaşımını benimsemiştir.
İki partili sistemlerin süreginden çekişmeleri genellikle baş ağrıtsa da sistem işe yarayacak değişimleri gerçekleştirmek için son derece elverişlidir.
Buna karşılık tek bir partinin tam egemenliği, çoğunlukla sistemin ele geçirilmesiyle sonuçlanır ki bunun ülkeye getireceği acı ve sıkıntı, tarihsel olarak doğrulanmıştır. Hem hükümetler hem beyinler için işe yarayan sihir, güçlerin dengede tutulmasıdır. Bir sistemin tutarlı, dengeli ve değişime hazır olmasının yolu budur.