Din, aşk, şiir... Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. En yüce, en güzel, en ölümsüz taraflarını benliğinden koparıp bir mücerrede armağan eden insan, neden fakirleşsin? Boş kubbeleri sonsuzluğumuzla doldurmak, sonsuzlaşmaktır. Tanrı beşerin en büyük keşfi.
Mağarasında meçhul kuvvetlere yalvaran uzak ceddimiz, feza çağının zındığından daha mı az bahtiyardı? Hangi ilmî
hakikat bir kabile dininin nass'larından daha sıcak, daha doyurucu? İnanmayanların, inananlara sataşmaları kıskançlıklarından. Müminlerin saadetini gölgeleyen tek istirap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalı.
Kitaplar kadınlara; kadınlar şehirlere benzer. Paris, Londra veya Madrid...
Herhangi bir dişi kadar muhteşem, herhangi bir dişi kadar alelâde. İnsan şehriyle biner trene; şehri, yani zaafları, alışkanlıkları, zilletleriyle. Her kitapta kendimizi okuruz. Kendimizle yatarız her kadında. Kitaplar, kadınlar, şehirler, metruk kervansaraylar gibi boş. Onları dolduran senin kafan, senin gönlün.
Her meyvede tohum, her canlıda Tanrı. Onun için seviyoruz canânı, çocuğumuz O'ndan bir zerre diye aziz... Sevgin bütün varlıkları kucaklamalı; onu, beni, onları değil. Bütün varlıkları yani Tanrı'yı. Kurtuluş, Kesret'ten Vahdet'e dönüş. Tanrı'nın içinde kaybolmalısın. Ummana dökülen ırmaklar gibi, benliğinden sıyrılmalısın. Ne kalıbın, ne de adın kalmalı. Tanrı nedirdiye soruyorsun, Tanrı sensin.