Günümüzün küresel kapitalizmi tam da bizden devamlı hiperaktivite, kendisinin yıkıcı dinamiğine sürekli katılım talep ettiği için kayıtsızlık üretiyor-son on yıllarda gündelik hayatımızın tamamen değiştiğinin farkında mıyız? Bu yüzden gerçek bir değişimin önünü açmak istiyorsak, önce sürekli değişimin delice ritmine bir dur demeliyiz. Bize düşünmek için bir mola anı hiç verilmedi. Bu nedenle kayıtsızlık, aşırı dinamizmin bir diğer yüzüdür: önemli olan hiçbir şeyin aslında değişmemesini sağlamak için, şeyler her zaman değişir.
Avustralya Aborijini sanatçı ve aktivist Lilla Watson’ın zengin beyaz tutkulu bir lidere söylediği sözle her şeyi anlatıyor: “Buraya bana yardıma geldiysen, hiç boşa zaman harcama. Ama eğer senin özgürleşmen benimkine bağlı olduğu için buraya geldiysen, gel o zaman, beraber çalışalım.”
Duyar kültürünün cazibesine direnebilmek için her hakiki solcunun yatağının ya da masasının üstündeki duvara Oscar Wilde’ın “acıya sempati duymak, düşünceye sempati duymaktan çok daha kolaydır” dediği Sosyalizm ve İnsan Ruhu kitabının açılış paragrafını aşması gerekir.