... hukuk devleti sosyopolitik sistemin yapı ve işleyiş bakımından hangi esaslara dayanması gerektiğiyle ilgili siyasi bir idealdir. Bu idealin özünü de, devletin meşruluğunu kendisinin bir güç organizasyonu olarak var olmasından değil, üstün bir hukukîlik anlayışından, “hukuk” denmeyi hak eden evrensel bir normlar manzumesinden alması gereği oluşturmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak hukuk devleti, devletin hukukla bağlanması ve hukukla yetkilendirildiği ölçüde ve çerçevede faaliyette bulunabilmesi, ayrıca kaba kuvvet ve keyfilik yerine önceden belli edilmiş, herkes için geçerli kuralların, yani hikmet-i hükûmet yerine hukukun egemen olması demektir.
Hukuk devleti kavramı altında toplanan kural ve mekanizmalar önemli bir ilk adımı oluşturmalarına rağmen, bu işi tek başına yapabilme yeteneğine sahip değildir. Bu noktada hukuksal kural ve mekanizmaları etik değerlere bağlayacak bir referansa ihtiyaç vardır. Bu referans da bugün için en genel ifadesini “insan onuru” ve “insan hakları” kavramlarında bulur. Öte yandan ‘etkili toplumsal denetim’ olmaksızın bu mekanizmaların işlevsiz kalması ve etik referansın bir kenara bırakılması da zor olmaz. Etkili toplumsal denetim içinse, bir model olarak çoğulcu demokrasi en elverişli çerçeve gibi görünüyor.
"Hukuk devletinde hukuk, devlet kudretinin hem temeli/meşruluk kaynağı hem de sınırı durumundadır. Hukuk devletini, hukuku olan diğer devletlerden ayıran başlıca özelliklerden biri budur. Bunun en önemli sonucu da, devlet organlarının tüm faaliyetlerinin hukuk normlarına uygun, yani hukukun devlet faaliyetlerinin tamamına egemen olmasıdır. Bu nedenle, hukuk devletinde, hukuk öncesi, hukuken düzenlenmemiş, tabir caizse 'doğal' bir devlet erki söz konusu olamaz.