Kısa süre önce bir hanımdan şaşırtıcı bir mektup aldım. Onun tanrısı olduğumu, bugüne kadar yaşamış en büyük insan olduğumu ve bu cins başka çılgınlıklar yazmıştı. Ona cevap vermek istemiyordum.
Sonra birden onunla tanışmak istedim ve geldi. Bana dört saat boyunca en ince ayrıntılarıyla bütün hayatını anlattı; eminim ki hiç kimseye açmamış olduğu ayrıntılarıyla. Biraz kaçık gibiydi, kabul ediyorum, ama ondan büyülenmiştim. Kendi payıma bir iki kelime ancak edebildim. Sonunda bana bütün bu şeyleri neden anlattığını sordum ona. Ben de diğerleri gibi bir yazardım, üstelik büyük bir yazar bile değildim. Şöyle cevap verdi: "Üç-dört yıl önce sizin Doğmuş Olmanın Sakıncası isimli kitabınızı tesadüfen keşfettim ve daha kitabı açmadan, bunun benim kitabım olduğunu biliyordum!” Artık hayatını bildiğim bu hasta kadın, kalktı gitti sonra. Görüyorsunuz ki insanlar beni ilgilendiriyor, ama sadece kaçık oldukları zaman, yada iyiye gitmedikleri zaman.
Mesela Teilhard de Chardin'le bir karşılaşmamı hatırlıyorum: Adam coşkuyla avaz avaz, kozmosun İsa'ya, omega noktasına doğru evrildiğini, vs. çığırıyordu. O zaman ona insanlık acısı hakkında ne düşündüğünü sordum.
"Acı ve ıstırap," dedi bana, "evrimdeki basit bir kazadır.” İnfiale kapılıp bu zihinsel özürlüyle tartışmayı reddederek çektim gittim.