"Montag, evlerinde kalan, korkan, yerfıstığı gibi narin kemikleriyle ilgilenen, yaşlı insanların eleştirme hakkı yoktur.
Ama sen her şeyi daha baştan bitirecektin az kalsın. Dikkatli
ol! Yanındayım, bunu hatırla. O olayın olmasını anlıyorum.
Gözünü kör eden hiddetinin beni canlandırdığını itiraf etmeliyim. Tanrım, kendimi öyle genç hissettim ki! Ama şimdi...kendini yaşlı hissetmeni istiyorum, korkaklığımın birazının
bu gece damıtılarak sana geçmesini istiyorum. Önümüzdeki
birkaç saatte, Yüzbaşı Beatty'yi gördüğünde, onun etrafında
parmak uçlarına basarak yürü, bırak onu senin yerine ben
duyayım, durumu ben hissedeyim. Sağ kalmak bizim biletimiz. O zavallı, aptal kadınlan unut ... "
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Merhamet, Montag, merhamet. Onlarla tartışma, canlarını sıkma; daha çok yakın zamana dek sen de onlardandın.
Sonsuza dek yaşayacaklarına öyle eminler ki. Ama sonsuzadek yaşamayacaklar. Bütün bunların uzayda güzel bir ateşle
yanan, ama eninde sonunda bir yere çarpacak, alevler içinde, devasa, kocaman bir meteor olduğunu bilmiyorlar. Onlar alevleri, güzel ateşi görüyor sadece ... tıpkı önceden senin
gördüğün gibi.
Sonunda Montag'ın zihni dolup taşacaktı ve o zaman artık
Montag olmayacaktı; bu yaşlı adam ona böyle diyor, bunu garanti ve vaat ediyordu. O artık Montag-artı-Faber, ateş artı su
olacaktı ve o zaman, günün birinde, her şey sessizce birbirine
karışıp kaynadıktan ve üzerinde çalışıldıktan sonra, artık ortada ateş ya da su değil şarap olacaktı yalnızca. İki ayn ve zıt
şeyin birleşiminden üçüncü bir şey doğacaktı. Montag uzun
yolculuğunun, izne çıkışının ve eski benliğinden uzaklaşmasının başladığını şimdiden hissedebiliyordu.
İleriki günlerde ve aysız gecelerde, dünyayı aydınlatan
çok parlak bir ayın olduğu gecelerde de, yaşlı adam böyle konuşup durmayı sürdürecekti, damla damla, taş taş, tane tane.
Bayan Phelps, "Sezaryen yapılsa da yapılmasa da çocuklar insanı mahveder; sen aklını kaçırmışsın," dedi.
"Çocukları her on günün dokuzunda başımdan atıyorum; okulda oluyorlar. Ayda üç gün, eve geldiklerinde onlara
katlanıyorum; hiç kötü değil. Onları 'oturma odasına' sokup
televizyonu açacaksın. Giysi yıkamak gibi aynen; çamaşırları tıkıştırıp kapağı kapatacaksın." Bayan Bowles kıkırdadı.
"Beni öpeceklerine tekmelemeyi yeğliyorlar. Tanrı'ya şükür
ki tekmeyle karşılık verebiliyorum!"