Bu çizgi romanı okurken daha ilk bölümde gerçekten içine çekildim. Üniversite dönemimde yaşadığım psikolojik ağırlıkların birçoğunu ana karakterde görmek biraz sarsıcıydı. İlk başta bu durum sizi tedirgin edebilir, hatta “fazla mı gerçek?” diye düşündürebilir ama tam da bu yüzden etkileyici. Yazar daha ilk bölümden sizi en kırılgan yerinizden yakalıyor ve hikâyeye bağlıyor. Bunu da fazlasıyla başarıyor.
İlk bölümü okurken, özellikle sonlara doğru, garip ama tanıdık bir his oluştu bende. Hani bazen insan, kendisini gerçekten anlayacak birine ihtiyaç duyar ya… Sanki o an, o sayfaların içinde böyle bir “eşlik eden” vardı. Anlaşıldığımı hissettim. Bu da hikâyeyle aramdaki bağı çok daha güçlü hale getirdi.
İlerleyen bölümlerde ise duygular daha da yoğunlaşıyor. Öyle ki bazı sahnelerde gerçekten içinizin sıkıştığını hissediyorsunuz. Kalbinizin hızlandığı, bir an durup derin nefes alma ihtiyacı duyduğunuz anlar oluyor. Hatta okuduğunuz o anı kapattıktan sonra bile düşünmeye devam ediyorsunuz. Hikâye sadece anlatmıyor, yaşatıyor.
çizgi romadaki tempo, o acelecilik hissi bir noktadan sonra size de geçiyor. Farkında olmadan sayfaları hızla çevirirken buluyorsunuz kendinizi. Ama bu hızın içinde bile hiçbir şey kaybolmuyor. Aksine, çizimler o kadar güçlü ki her duyguyu net bir şekilde hissettiriyor. Sanki bir tiyatro sahnesindesiniz ve karakteri siz canlandırıyorsunuz. En azından ben okurken tam olarak böyle hissettim.
Bu arada yazar Scott McCloud’un Çizgi Romanı Anlamak kitabını da ayrıca tavsiye ederim. Çizgi roman sanatına bakış açınızı ciddi anlamda değiştirebilir.
:)
Kısacası, bu eser sadece okunmuyor; hissediliyor, yaşanıyor ve bir yerden sonra sizinle kalıyor. Şimdiden iyi okumalar.
Harry: Bütün o nükleer atıkları bırakmayı düşündükleri, Nevada'daki o yeri hatırlıyor musun?
David: Yucca Dağı'ndan mı bahsediyorsun?
Harry: Zihnim de o dağ gibi. Gömmek istediğin bütün acıları atabilirsin.
Yanlış zamanlarda içtik, ilahi söylemeye çalıştık ve yazım hatalarına güldük... Ve belki öleceğim için... belki sarhoş olduğum için... belki de çok eskiden başka masaları hatırladığım için... Kutsal bir anmış gibi hissettirdi.