Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler böyle olmaz. Herkes tabii olanı kabul eder, ortada ne hayal sükûtu, ne inkisar kalır...
Kumdaki ayak izleri gibi
geçmişte kalmış bir hayatın izleri de
içimizde yer eder
Bu izleri uyandıran şeyler
artık uzakta olsa da
izler içimizde kalmaya devam eder.
Bizler de her gün
kendi içimizde, bilinçsizce böyle izler bırakırız.
Ama bunlar bizim düsüncemizi
hislerimizi ve inançlarımızı etkiler.
Ruhumuzdan gelen izleri silmek yerine, onları
hayallerimizde, özlemlerimizde ve bilinçsiz isteklerimizde
iş işten geçtikten sonra bile canlı tutarız.
Kendi sahnemizde
partnerlerimizi bizim yazdığımız senaryoyu
oynamaya teşvik ederiz.
Bizi memnun etmese de,
aslında içimizden gelmese de,
bizim dünyamıza uyan bir senaryodur.
Bunlar sadece geride bırakmak istemediğimiz
geçmişin izleridir.
'Atla suya' dedim. O da atladı. Ama suda
tek bir kulaç bile atamadı. Neredeyse boğuluyordu, zar zor çıkardık onu sudan. Onu kurtardığım için bana o kadar nazik bir tavırla teşekkür etti ki suya atlamasını ona benim söylediğimi tamamen unutmuştu.