Ve geçmiş şeylerin, doyurulmamış isteklerin, katlanılan kötülüklerin acı kuyusundan yukarı doğru hiçbir zaman sahip olamayacağı bir güç çıkıyordu.
İnsan hayatta her istediğini elde edemezdi ki, ya, evet, insan hayatta her istediğini elde edemezdi ki, öyle mi?
O senin son kağıdın, ölümün karşısına bir asker gibi çık ki, hiç olmazsa kandırılmış yaşamın güzel bitsin. Yazgıdan intikamını al, kimse sana kahraman ya da buna benzer bir şey demeyecek ama işte tam da bunun için böyle yapmaya değer. Gölgenin sınırını,resmi geçitteymiş gibi dimdik, kararlı bir adımla aş, hatta becerebilirsen gülümse. Sonuçta vicdanın çok rahatsız değil ve Tanrı seni affedecektir.
Belki bir saat, belki bir hafta, belki de bir ay meselesiydi; ama ölüm söz konusu olduğunda haftalar ve aylar bile pek küçük birimlerdi. Demek ki yaşam bir tür şakaydı:Kibirinden, girdiği bir iddia yüzünden her şeyi yitirmişti.
Zamanın akışının duruverdiğini zannetti. Bir büyü bozulmuş gibiydi. Son zamanlarda burgaç giderek yoğunlaşmış, sonra aniden ortada hiçbir şey kalmamıştı, dünyaya yatay bir kıpırtısızlık içinde duruyor, saatler boşu boşuna çalışıyordu