Hayat su misali süzülüp gider
Vahşi derelerin selinde kalır
Rüyasında gamlı bülbül ''ah'' eder,
Yankısı bir hayal gülünde kalır
Güneş doğar, batar; bir yıldız kayar
Ay hüzne bürünür, karalar giyer
O gün, feryadımı kainat duyar
Ruhum sonsuzluğun ilinde kalır..
Nurullah Genç
Bir hayli zaman denizin verdiği hayret-i meftunane içine dalıp gitmiş iken
hakikatin dest-i hayal-şikesti bütün vücudunu sarsarak kendisini bulunduğu hâl-i bi-huşiden uyandırdı.
Meğer o müsavat-perver tebessüm, kendisine değil, bütün âleme, bütün eşyaya ait imiş.
Yirmi yaşında olmadığımız hâlde bizler de ekser bahtiyarlığımızı tedkik etsek neticesi, bütün kainatın karşısında titrediği şu kelimeye müncer olmaz mı? “Hiç!”
Ara sıra vapurda tesadüf ettiği zaman orada, o köşede, kendisine nurlar serpen saadet ve ikbaline garip bir havf ve halecan ile takarrup
edemeyerek sabah-ı zi-safa-yı nev-baharın pembe sisleri içinde görünen
tulu gibi, bu gül rengindeki dudaklardan akseden tebessüme de uzaktan uzağa
arz-ı hayret ü meftuniyyet ediyordu.
Çehresinde revnak-pezir olmak için
zamanın en küçük müsaadesinde muntazır olan reng-i taravet-i şebabet
görünmeğe başladı. Yirmi yaşında iken, icaz-nüma-yı kudret olan böyle
bir tebessümün karşısında hiç bulunmadınız mı?