Her ruhun vatani var, onu bulmak ve oraya ne kadar corak ve uzak da Olsa gidip yerles-mek, oranin lisanni ögrenmek zorunda, ne denildigini anla-mak, agitlari çözmek zorunda. Bu yolculuga cikmak zorun-da, kendi vataninda ölmek zorunda. Olebilmek zorunda. Ol-meyi kolaylamak zorunda, ölmeyi anlamak zorunda. Tamam da, nasil yasanacak, nasil yasanacak, nasil yasanacak, böyleyse neden yasanacak, neden yasanacak, ölebilmek için mị?
(Oleilmek için yasanacake. Yasayabilmek ölebilmenin, yerinde yurdunda ve kendin olarak ölebilmenin yolunu açarsa ya-sanabilmis olacak.
Nasil yasanacagi, neyle yasanacagi benim tek derdim ol-du. Dertlerin en temellisi, dertlerin en tedavisizi, tedavisi ôlüm olant, çaresi ölüm olani geldi beni buldu. Bulduguna da* memnun oldu ki, bir daha hiçbir yere gitmedi. Ben hiçbir yere onsuz gidemedim. Nereye dogru hafiften kipirdasam onu bavuluma serili, nereye uzansam onu az evvelden gelip yani basima serili buldum. Cam kenarnda iken ben, o koridorda, masadayken ben, o ekmecede, olur da gülersem ben, o gen-zimde idi ( Bir seyi sevecek olsam, o itirazi olandi, otursam bahanesi olan, yatsam uykusu kaçandh, ben acikurken o agzini siliyor olurdu, ayakkabimi giyerken cekecegi sallayandu, ben baslarken kitabi bitiren, çikarken inendi. Nasil yasanacak o biliyordu, yasayamayarak diyecekti, onu da demiyordu.
Surünmeye bas ladim. Nasil sürünülür tarif etmek istemem ama gerçekten iyi bilirim. Sürünmeye basladim. Ayaklarmin üzerinde degil de eski dilencilerin deri çantalara girip ellerindeki firçalarla yol aldiklan gibi duyuyordum kendimi. Dilencilik ne tuhaft! Birinin bir sey verebilecegini ummak, ondan hayir beklemek ve onunla doymak ne tuhafti!..