Dürnev Hanım insanları sevmemekle, kendi deyimiyle bir "münzevi" olmakla suçluyor beni. Oysa yanlız sokakları değil, insanları da seviyorum. Kalabalık içinde olmayı seviyorum. Yoksa ne diye İstanbul'un güzel görüntülü sessiz yerleri dururken, insanların karınca sürüsü gibi kaynaştığı bu semti seçtim? Belki de yalnızca insanlarla konuşmayı sevmiyorum.
Bazen kendimi çiçek açmış bir ağacın, ekmek yiyen bir çocuğun, iki çöp bidonu arasına ağını ören bir örümceğin karşısında gülümserken yakalarım. Ama beni kimseler görmez. Yoksa, ne diye hiç de ilginç olmayan bir yerde dikilip kaldığımı merak ederek çevreme toplanmazlar mıydı?
Düşündüm, BİR HAYAT NEDİR?
Başlar ve biter, BİR HAYAT NEDİR?
Acı ve tatlıdır, unutulur hepsi, BİR HAYAT NEDİR?
Emin olmasam da 'hayat bir iz bırakmaktır' diyebilirim.
Mezar taşı bir iz sayılır mı, emin değilim.
Razı olanlar için mezar taşı bir izdir.
Ben razı değilim.
Gerçi elimden ne gelir?
Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir, her iki parça ayrı ayrı yaşamaya devam eder, bir zamanlar tek parça değilmiş gibi, tanımaz birbirini parçalar.
Bir insanın, bir çift atı olsa, bu atları toprağı sürmek, ekmek ve biçmek için kullanır; iş olmadığı zaman atları aç bırakıp öldürmez.
Onlar at, biz insanız.