Düşerken…
Kelimeyi düşündüğünüz an itibariyle içsel bir yolculuğa zaten çıkmaya başlıyorsunuz. İnsanın iç dünyasına doğru yavaş ama derin bir yolculuğu sunan, duygusal yoğunluğu yüksek bir roman işte bu. Tarık Tufan bu eserinde; kırılganlık, yalnızlık ve geçmişle hesaplaşma gibi temaları sade ama etkileyici bir dille işlemiş. Kitabın en çarpıcı yanı ise, karakterlerin iç sesleriyle kurduğu samimi bağ; okuyucu kendini çoğu zaman o “düşüşün” bir parçası gibi hissediyor. Okurken İshak’ta sizsiniz, Jülide’de. Bir haklı, haksız aramıyorsunuz zaten. Çünkü kimsenin haklı olmak gibi bir derdi yok. Anlaşılmak gibi bir dertleri var. Çekinmeden, düşünmeden konuşmaya, anlatmaya ihtiyaçları var. Bu kitapta da dinleyiciler biziz.
Hikâye ilerledikçe, aslında düşmenin sadece bir kayıp değil, bazen yeniden ayağa kalkmanın da başlangıcı olabileceğini fark ediyorsunuz. Yazarımızın betimlemeleri ve cümlelerindeki melankolik tını, kitabı sadece okunacak değil, hissedilecek bir hale getirmiş. Özellikle duygusal derinliği olan, insan ruhunu anlamaya çalışan metinleri seviyorsanız, bu kitap sizi fazlasıyla içine çekecek.
Son olarak yorumdan ziyade, Tarık Tufan’ın kitaplarındaki o melankolik havayı seviyorsanız kesinlikle bu kitaba bir şans verip en kısa sürede okumalısınız.
Kitabı okuyan arkadaşlarımın da farklı düşündüğünü zannetmiyorum. Hatta yorumlarda da fikirlerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum
Unutmayın her düşüş bazen kötü değildir :)
Keyifli okumalar diliyorum :)