Abüh Dhrmç

Gerçekten de, iyiyi seçmek için farkında olmamız gerekir; başka bir insanın sıkıntısı, başkalarının dostça bir bakışı, bir kuşun ötüşü, otun yeşili artık bizi etkilemiyorsa, farkında olmanın hiçbir yararı olmayacaktır. İnsan yaşama kayıtsızlaştığı takdirde, iyiyi seçme umudu ortadan kalkar. O halde yüreği gerçekten de öylesine katılaşacaktır ki, "yaşamı" sona erecektir. Bunun insan soyunun tamamının veya en güçlü üyelerinin başına gelmesi halinde, insanlığın yaşamı, en büyük ümitlerin ortaya çıktığı bir anda yok olup gidecektir.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam
İnsanın yüreği (özü) katılaşabilir; insanlıktan çıkabilir, yine de insanlık dışı olamaz. Her zaman için insanın yüreği (özü) olarak kalır. Hepimiz, insan doğmuş olmamız ve bu nedenle sürekli seçimler yapmak zorunda olmamız gerçeğiyle belirlenmişizdir. Amaçlarla birlikte araçları da seçmemiz gerekir. Başkalarının bizi kurtarmasını beklememeliyiz, bunun yerine yanlış seçimlerin kendimizi kurtarmamızı imkansızlaştırdığı gerçeğini çok iyi kavramalıyız.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Cehalet hiçbir şey bilmemek ve iyinin cazi­besine kapılmaktır. Masumiyetse her şeyi bilmek ve yine de iyinin ca­zibesine kapılmaktır.
Sayfa 171·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Roma Katolik Kilisesi tarihi, büyük bir grup içindeki narsizmle dengeleyici güçlerin özgür karışımına birçok örnekten birisidir. Katolik Kilisesi'nde narsizmi dengeleyen ögeler, her şeyden önce insanın ve artık belli bir kabilenin veya ulusun dini olmayan "Katolik" dininin evrenselliğidir. İkincisi Tanrı görüşünü ve putların reddedilmesini izleyen kişisel alçakgönüllülük görüşüdür. Tanrının varlığu, hiç kimsenin Tanrı olamayacağı, hiç kimsenin her şeyi bilir ve her şeye kadir olamayacağı anlamına gelir. Böylece insanın narsistçe kendine tapınmasına belli bir sınır konmuş olur. Ama kilise aynı zamanda da yoğun bir narsizmi beslemiştir; kilisenin tek kurtuluş şansı olduğuna ve Papa'nın da İsa'nın vekili olduğuna inanan üyeler, böylesine olağandışı bir kurumun üyeleri oldukları ölçüde yoğun bir narsizm geliştirebilmişlerdir. Aynı şey Tanrı ile ilişki içinde olmuştur; Tanrının her şeyi bilir ve her şeye kadir oluşunun, insanda alçakgönüllülüğe yol açmasına karşın, birçok durumda insan kendini Tanrıyla özdeşleştirmiştir ve böylece bu özdeşim sürecinde olağandışı ölçüde bir narsizm geliştirmiştir.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Birey, bedensel ihtiyaçları ve arzuları bunca enerji ile yüklü olmasa nasıl yaşayabilir? Biyolojik olarak ve yaşama (soyunu sürdürme) mücadelesi açısından insanın, kendine, başkalarına olandan çok daha büyük bir önem yüklemesi gerekir. Bunu yapmadığı takdirde kendini başkalarına karşı savunacak, ihtiyaçları için çalışacak,yaşamı için savaşacak,başkalarınınkine karşı kendi hak iddialarını ortaya koyacak ilgi ve enerjiyi nereden bulacak? Narsizim olmaksızın birey bir aziz olurdu; ama yaşama şansı azizlerden yüksek midir? Manevi bakış açısından en çok arzu edilir olan şey (narsizmin bulunmaması), dünyada yaşama savaşı açısından en tehlikeli şey olacaktır. Teolojik açıdan, doğanın, yaşama için gerekli olanı yapabilmesi için insanı büyük ölçüde narsizimle donatmak zorunda olduğunu söyleyebilirdik. Bu doğrudur, çünkü doğa insanı, hayvanlarda olduğu gibi çok iyi gelişmiş içgüdülerle donatmamıştır. İçgüdüsel yapısının, hayvanın bir şey yapmak isteyip istemediği konusunda düşünmesini veya karar vermesini gerektirmeyecek şekilde yaşama mücadelesi işini üstüne almış olması anlamında hayvanın yaşama mücadelesi diye bir "sorunu" yoktur. İnsanda ise içgüdüsel donanım etkinliğini büyük ölçüde yitirmiştir; dolayısıyla narsizim çok gerekli biyolojik bir işlev üstlenir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Reklam