Tüm bu nevrozlu gelişmelerin ortak özelliği, analık ya da babalık unsurlarından birisinin gelişmemesi, ya da anne ve babanın rollerinin hem kişinin kendi içinde hem de dış dünya ile olan ilişkilerinde birbirine girip, karmakarışık hale gelmesidir, ki çok şiddetli nevrozlu gelişmelerde bu durum vardır. Daha ileri araştırmalar belli nevrozların örneğin saplantı nevrozunun tek yanlı 'baba' bağlılığından, histeri, alkolizm kendini kabul ettirememe, yaşamın gereklerini kavrayamama ve ruhsal çöküntü nevrozlarının ise 'ana' yönelimli olmadan kaynaklandığını göstermiştir.
"Bu votka ne böyle?"
"Kim soruyor?"
"Yani, sulandırılmış ama gayet iyi bir votka bu."
Barmen incinmiş ayağına yattı. "Kauffman. Rus votkası."
"Kauffman," diye tekrarlayıp votkanın adını arka cebimde taşıdığım, kapağı geriye doğru kıvrılan ufak bir not defterine yazdım.
"Evet ama burada bulamazsın."
"Ama burada işte," dedim.
"Evet ama burada bulamazsın."
Baharın ilk günü kuştüyü yatağı silkeleyip panjurları açtım. Fidanların dallarından sanal madalyonlar dökülüyordu, nergisin insanı kendinden geçiren rayihası geri dönmüştü. Islıkla sık unutulan bir melodi çalarak ev işlerine giriştim, mevsimler gibi tıpkı bizim de hüküm süreceğimizden ve on bin yılın, halkalı bir gezegenin veya cam bir kılıç kuşanmış başmeleğin gözünü açıp kapayıncaya kadar geçeceğinden şüphem yoktu.
"Hangi maymun olmayı tercih ederdin?" diye sormuştu. "Görmeyen mi, duymayan mı yoksa konuşmayan mı?" Kendimi kötü hissetmiş, yanlış seçim yapmaktan korkmuştum.
Sonra paketi yastığımın altına koyup Ernest'le arkadaş mıyız acaba diye düşündüm. Ne de olsa beni tanımıyordu, hele ben onu hiç tanımıyordum. Ama bazen böyle olur, kimseyi tanımadığınız gibi tanırsınız bazen bir yarı yabancıyı.