"Müslümanlar'ın seveti tarumar edildi. Müslümanlar, yöneten olmaya talip olunca da onları uç uca olmakla itham ettiler. İslâmla siyasetin birleşmesinden terör üreyeceğini ileri sürdüler. Müslüman birinin "Ben de varım!" demesini isyan gibi algıladılar. Baktık ki itaat eden, itiraz etmeyen Müslümanlar'ın dışındaki herkes kötüler arasına kondu."
"İslam toplumunun, dinin toplum üzerindeki etkisi açısından tahlil edilmesi halinde bunun camide namaz kıldıran imamlar üzerinde yapılamayacağı gayet açıktır. İmamlar ve onların durumunda olanlar üzerinden dinin ne kadar hükümran olduğu incelenemez. Bu bir tür ısıtılmış bir evde hava sıcaklığının ölçülmesi gibi olur. Ticaret erbabı ise helalle haramın en çok kesiştiği bir zeminde bulunmaktadır. Onlar üzerinde yapılacak bir tahlil, toplumun ne kadar İslam dairesinde kaldığını, İslam'ın cami dışında ne kadar yaşanabildiğini daha açık verilerle göstermektedir."
"Demek insan, bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir. Mâhiyet ve istidat îtibariyle herşey ilme bağlıdır. Ve bütün ulûm-u hakikiyenin esası ve mâdeni ve nuru ve ruhu; mârifetullahtır. Ve onun üssü'l-esası da îmân-ı Billah'tır."
"İnsanın vazife-i fıtriyesi; taallümle tekemmüldür, dua ile ubûdiyettir. Yani: "Kimin merhametiyle böyle hakîmane idare olunuyorum? Kimin keremiyle böyle müşfîkane terbiye olunuyorum? Nasıl birisinin lütuflarıyla böyle nâzenînane besleniyorum ve idare ediliyorum?" bilmektir ve binden ancak birisine eli yetişemediği hâcatına dair Kàdiü'lHâcât'a lisân-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve dua etmektir. Yani, aczin ve fakrın cenahlarıyla makam-ı âlâ-yı ubûdiyete uçmaktır."