Altı Harfli Bir Tatlı, yalnızlığın insanın gözünü nasıl perdeleyebileceğini çok içten anlatan bir romandı benim için. Selime Teyze’nin, eşini kaybettikten sonra yaşadığı büyük boşluk o kadar derin işlenmişti ki bazen onun çaresizliğine üzüldüm, bazen anlattıklarıyla gülümsedim. Ancak en çok da, kendi acısının içinde kaybolurken çocuklarının da babasız kaldığını ve aslında onların da annelerine ihtiyaç duyduğunu fark edememesi içimi acıttı. Özellikle Yıldız’ın hissettikleri beni çok etkiledi.
Meltem’in kendi yalnızlığından çıkıp Selime Teyze’ye destek olması, iki yaralı insanın birbirine dokunması çok samimi ve gerçekti. Yaralarını konuşarak hafifletmeleri, kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Meltem’in hikâyesiyle birlikte Selime Teyze’nin yeniden çocuklarına yönelmesi ise umut veren bir dönüşümdü. Fakat tam burada hikâyenin biraz yarım kaldığını hissettim. Çocukları annelerini görünce ne hissetti, aralarında nasıl bir konuşma geçti, bunu da okumayı çok isterdim.
Bayram olmasına rağmen elimden bırakamadığım bir kitaptı; fırsat buldukça birkaç sayfa daha okuyabilmek için kendime zaman yarattım. Yazarın dili çok sade, akıcı ve içtendi. Okurken hiç yormadı, aksine insanı hikâyenin içine çekti. Finalde Meltem’in acılar içinden geçip umutlu bir sona ulaşması güzeldi ama Selime Teyze’nin sonrasında ne olduğu sorusu içimde kaldı. Keşke onun hikâyesi de biraz daha anlatılsaydı diye düşündüm.
Yine de duygu geçişleri güçlü, insanın kalbine dokunan ve uzun süre etkisi devam eden bir kitaptı.
İlk yolculuğumuz SMA oldu .
Ardından Kalem dostları.
Ve Hayallerimi örüyorum kitabı ile yola devam ettik .ufacık bir umut ışığı olmak üzere çıktık yazar dostlarımla bu yola ben derleyen onlar toplayan oldu .Bu üç kitabın geliri ise SMA ve DMD hastası olan çocuklarımıza gideceğinin gururunu hep birlikte yaşayacağız.Biz onlara nefes olmak istedik sizlerde destek olmak ister misiniz? 🥰