Okumak,sadece yazmak için önemli bir adım değildir.İlk vahyin çağrısıyla başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan bir vazifenin habercisidir de bu.Çünkü okumak,metin okumak anlamından ziyade insanı,kâinatı,mevcut durumları,ilişkileri,hatta eşyayı okumak demektir.
Keşke imkân olsaydı da(ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir)herkes,hepimiz,benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik;başkalarına,hatta en yakın dostlarımıza,sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa,hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik,dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk.
Fakat kelimeler böyleydi.İnsanın doğrudan doğruya kalbine veya gözüne,yahut kafatasına gelmezlerdi.Düşünce denen o acayip ve gizli şeye,o jelatin yığınına isabet ederlerdi.Onun için birdenbire öldürmezler,bir daha kaybolmamak,sizi bırakmamak için oraya gömülürler,oradan yavaş yavaş gizli ve açık,sizi zehirlerlerdi.
Roman hakikatsiz kalmış bir dünyanın yaralarını ifşa sanatıdır.Yarayı sarmaz,somut bir çare önermez belki ama hiç değilse marazı doğru teşhis etmemize yarar.